BCA Times
  ÖNE ÇIKAN HABERLER
  • Kırmızı Kudüs Sergisi
    Kırmızı Kudüs Sergisi
  • Acıya uyanmak ya da uyanamamak / 17 Ağustos 1999
    Acıya uyanmak ya da uyanamamak / 17 Ağustos 1999
  • Yazar Aynur Öztürk ile Röportaj
    Yazar Aynur Öztürk ile Röportaj
  • 15TEMMUZ TÜRK MİLLETİNİN ZAFERİDİR
    15TEMMUZ TÜRK MİLLETİNİN ZAFERİDİR
  • Samimiyetsiz Mücahidler
    Samimiyetsiz Mücahidler
  • Lavanta Kokulu Mahmurluk
    Lavanta Kokulu Mahmurluk
  • Birbuğday başağındaki sır….
    Birbuğday başağındaki sır….
  • ŞEFFAF YELKENLİ
    ŞEFFAF YELKENLİ
  • YURTTA BARIŞ CİHANDA BARIŞ İLKESİ IŞIGINDA İLERLEYEN TÜRKİYE
    YURTTA BARIŞ CİHANDA BARIŞ İLKESİ IŞIGINDA İLERLEYEN TÜRKİYE
  •  KOLAY MATEMATİK 1+1=1
     KOLAY MATEMATİK 1+1=1




YAZARLAR

Serdar BOZDOĞAN
Serdar BOZDOĞAN / Araştırmacı Yazar
Eklenme Tarihi: 8 Mayıs 2019, Çarşamba 12:00 - Son Güncelleme: 8 Mayıs 2019 Çarşamba, 12:00
Font1 Font2 Font3 Font4



YURTTA BARIŞ CİHANDA BARIŞ İLKESİ IŞIGINDA İLERLEYEN TÜRKİYE

 

 

           Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurarken Misak-ı Milli sınırları içerisinde hür ve bağımsız yaşamayı vazgeçilmez bir ilke olarak kabul etmiş: “Bağımsız olmayan bir devlet, gerçek anlamda bir devlet değildir.” demiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk dış politikada, bağımsızlığa saygı ve devletlerin eşitliği ilkesinden hiç taviz vermemiştir. O, Türkiye’nin komşuları ile birlikte barış içinde yaşamasını siyasetin temel stratejisi yapmıştır. Tüm anlaşmazlıkların barış yolu ile çözümü, Atatürk’ün izlediği en önemli ilke olmuştur. Bu ilke “Yurtta barış, dünyada barış.” olarak bilinmektedir.

 

Yurtta barış dünyada barış ilkesi, cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda vatan topraklarının korunması amacıyla ortaya konan bir ilkedir. Bu ilke sayesinde vatan topraklarının korunması ve dünya çapında sorunsuzluğun meydana gelmesi amaçlanmaktadır.

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke olarak benimsediği nasihatleri öncülüğünde Türkiye ve Rusya arasında bahse konu olan S-400 hava savunma sistemini ele alarak, ABD başta olmak üzere diğer NATO üyesi müttefiklerimizin fikir bütünlüğü içerisinde aydınlanmasını lazım.

 

 “Yurtta barış, dünyada barış.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ait önem arz eden bir sözdür. Atatürk, Türk milletinin umut ışığıdır. Hem ülkemiz içinde barışçıl olmalıyız hem de uluslararası ilişkilerde barışçıl olmalıyız. Her millet, her ulus medeni bir şekilde kendi ülke kalkınmalarını planlar. Bu sayede kargaşaların olmadığı bir toplum  her gün daha  çok gelişir.

 

Bu gelişmenin aşaması içerisinde olan Türkiye, ABD başta olmak üzere hiç bir dost ve müttefiki ile kötü ilişkiler içerisinde olmak istemez. Ancak jeopolitik olarak çok önem arz eden bir konumda olan Türkiye dostları ile iyi ilişkiler içerisinde insani, sosyal, kültürel, ticari, diplomasi ve askeri anlamda verimli süreçlerde olabilmesi için öncelikle iç dinamiklere tesir eden sorun unsurlarını çözmesi gerekmektedir. Bunların başında da milli güvenliğini temin etmek ön plana çıkmaktadır. Terörün her türlüsü ile mücadele eden ve terörizm hususunda çok hassas bir şekilde ilerlemeye gayret eden Türkiye, kendi bekası için bir dizi yeniliklere ve milli güvenlik politikası ekseninde bağımsız ve hür bir şekilde adımlar atarak güvenlik ihtiyacını temin etmede tam bağımsızdır.

 

Bu bir ilke olmakla birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün beka hususuna değişmez ve değiştirilemez prensipler çerçevesinde milletine nasihati, devletine de emridir. Millet ve devlet olarak bu ilkeyi uygulamak cumhuriyetimizin kurucusuna bağlılık sadakatimizi gösterirken, Türk milletinin ve Türk medeniyetinin bağımsızlık şuuruna yakışır bir liyakat örneğidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti sulh ekseninde bir hayat sürerken milletinin selametini düşünmek ile mükelleftir. Bu selametin sınırları barış, huzur ve başarı ile ölçülebilir. Savaşın hiçbir aşamasında yer almayarak barışın temini ve devamlılığı için çaba sarf eden bir Türkiye dostları ile arasında hiçbir ikinci plan olmazken sulh ve barış üzere kurulu bir cumhuriyet ekseninde ilerleyen devlet hiçbir şekilde baskı ve zorlama altına alınmamalıdır.

 

Hal böyle bir süreç içerisinde şeffaf adımlar ile dostane bir şekilde olurken farklı devletler ile yapılan antlaşma ve uzlaşılar da yeni yol ve yöntemler aramak anlamında değildir. Tam aksine Cumhuriyet ilklerine bağlı bir şekilde 21. Yüzyılda barışın yurtta ve cihanda hâkim olması için sarf edilen gayretlerin bir göstergesidir. Türkiye ile Rusya arasında gerçekleşecek olan veya gerçekleşmesi hedeflenen S-400 Hava Savunma Sistemi projesi de bağımsız bir ülkenin kendi güvenliğini sağlayarak dost ve müttefiklerine karşı daha istikrarlı ve verimli bir şekilde muasır medeniyetin inşasına katkı sunmak amaçlıdır.

 

           Türkiye'nin S-400 savunma sistemleri kararının haklı nedenlerini ve bu durumun kesinlikle bir NATO ve ABD düşmanlığı anlamına gelmediğini, ayrıca F-35 programının en önemli ve samimi partnerlerinden biri olduğunu, gerek üretim sürecinde, gerekse NATO ortaklığında üzerine düşen tüm görevleri büyük başarı ile yerine getireceği herkes tarafından bilinmelidir. Şu anda dünyada kullanımda olan en önemli hava savunma sistemlerinden biri olarak gösterilen S-400, Rusya'nın Soğuk Savaş döneminde geliştirmeye başladığı füze savunma sisteminin dördüncü neslini temsil ediyor. S-400'ün geliştirilmesine 1993 yılında başlanmış olup yeni bir teknoloji olarak değil, eski sistemin devamı olarak geliştirilmiş bir proje olduğunu önemle belirtmek isteriz.

 

Bu nedenle mevcut sistemde kullanılan teknolojinin yüzde 70 ile 80'i bir önceki model olan S-300'den alınmıştır. Bunlar arasında füze depolama sandıkları, fırlatma rampaları ve radarlar bulunuyor. Testlerine 1999 yılının sonunda başlanan sistem 2007 yılında faaliyette yer almaya başlamıştır. Bu sistem, insanlı ya da insansız her türlü hava aracının yanı sıra hem seyir (cruise) hem de balistik füzeleri imha etme kapasitesine sahiptir. Azami menzili 400 kilometre, ulaşabildiği en yüksek irtifa da 30 kilometre olarak bilinmektedir. En fazla 3 bin 500 kilometre uzaklıktan fırlatılan orta menzilli balistik füzeleri imha etme kapasitesi ile güçlü bir donanıma erişmiştir. ABD ve NATO müttefiki olan Türkiye’nin böyle bir teknolojiye sahip olması dostlarını endişelendirmek yerine daha memnun etmelidir. Çünkü Türkiye her zaman güven veren bir ülke olmuştur.

 

S-400 Füze Savunma Sistemi Nasıl Çalışıyor?

 

Uzun menzilli izleme radarlarına sahip. seyir halindeki hava araçlarını takip ediyor ve gelen bilgiyi komuta aracına gönderiyor. Potansiyel hedefler, komuta arasında değerlendiriliyor. Hedef tanımlandıktan sonra komuta aracı füzenin fırlatılmasına karar veriyor. Fırlatmayla ilgili veriler, hedefe göre en iyi konumda bulunan fırlatma aracına gönderiliyor ve burada karadan havaya füzeler gönderiliyor. Angajman radarı, füzenin hedefine ulaşmasına yardımcı oluyor. S-400 füze savunma sisteminde tek bir merkezden değil de komuta koordinasyon içerisinde hareket edilecekken karar organında yer alacak olan Türkiye dost ve müttefikleri için tehlike değil bilakis güven sunmaktadır.

 

S-400 Füze Savunma Sistemi Nerelerde Kullanılıyor?

 

S-400 sistemi ilk olarak 2007 yılında başkent Moskova'nın savunulmasında kullanılmak üzere devreye alındı. Ancak daha sonra, özellikle Rusya'nın uyguladığı dış politikaya paralel olarak, bazı kritik noktalarda da konuşlandırıldı. Bunların başında Suriye'nin Tartus kentinde bulunan Rus hava üssü geliyor. Rusya, 2015 yılında hem kendi hem de Suriye hükümetine ait donanma ve hava unsurlarını korumak amacıyla S-400 füze savunma sistemi yerleştirdi. Moskova yönetimi, Kasım 2016'da Baltık Denizi kıyısında Rusya'ya ait olan ancak anakara ile bağlantısı bulunmayan Kaliningrad'a füze savunma sistemi ve İskender füzeleri konuşlandırdı. ABD o dönem bu kararı, "Avrupa'yı istikrarsızlaştırmaya dönük bir adım." olarak eleştirdi. Bütün bunlar olurken dostu ve müttefiki olan Türkiye’nin S-400 sistemini almasına farklı bir gözle bakmak yerine dostluk ve müttefikliğin ilkesi ile konuya uzlaşı içerisinde yaklaşması daha verimli sonuçların alınmasına vesile olacaktır.

 

S-400 Füze Savunma Sisteminin Künyesi:

 

Üreticisi: Almaz-Antey silah şirketidir. Konuşlandığı Yerler: Moskova, Suriye, Kaliningrad, Kırım’dır. Kullanılmaya Başlanma Tarihi: 2007’dir. Menzil: 400 kilometredir. Hız: Saniyede 4,8 km’dir. Azami Hedef İrtifası: 30 km’dir. Eşzamanlı Takip: 80 hedeftir. Hedef Türü: Uçak, seyir füzesi, orta menzilli füzeler, İHA ve diğer havadan izleme sistemleridir.

 

Türkiye Neden S-400 Füze Savunma Sistemini Almak İstiyor?

 

Türkiye, coğrafi açıdan gereklilik olarak uzun bir zamandır kendisine ait bir hava savunma sistemi kurmak istiyor. Bunun için de daha önce çeşitli girişimlerde bulundu. İlk olarak, 2015 yılında uzun menzilli füze savunma sistemi satın almak için bir ihale açtı. İhaleyi, 3,4 milyar dolar ile Çinli bir şirket kazandı ve şirket aynı zamanda Türkiye'ye teknoloji transfer etmeyi de kabul etti. Ancak, o dönemde ABD ve NATO'nun tepki gösterdiği bu ihale daha sonra iptal edildi. İhalenin iptal edilmesinin ardından Türkiye, farklı ülkelerle füze savunma sistemi için görüşmeler yapmaya başladı. O dönemde ABD savunma şirketi Lockheed Martin ve Avrupa füze ortak girişim grubu MBDA tarafından geliştirilen Orta Menzilli Hava Savunma Sistemi (MEADS) satın alması gündeme geldi. Kasım 2016'da Rusya ile S-400 için görüşmeler yapıldığı açıklandı. Eski Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Nisan 2017'de yaptığı açıklamada, Türkiye'nin "acilen" hava savunma sistemine ihtiyacı olduğunu ve NATO üyesi olarak öncelikle ittifak içerisinde bu ihtiyacını gidermeye çalıştığını ancak bunun mümkün olmaması üzerine farklı arayışlara gidildiğini söyledi. Işık, NATO üyesi ülkelerin "Mali açıdan etkili bir teklif sunmadıklarını." da ifade etti. Bunun ardından Türkiye farklı pazarlara açılmak zorunda kaldı. Burada asıl önemli konu neden dost ve müttefik ülkeler NATO üyesi olan Türkiye’ye kolaylık sağlamadığıdır. ABD ve NATO üyesi müttefikler bir özeleştiri yaparak kendilerini sorgulayıp S-400 krizinin kendi ihmalleri yüzünden çıktığını görmelidirler.

 

ABD ve NATO Üyeleri Neden Bu Anlaşmaya Tepki Gösteriyor?

 

Şu anda elinde S-400 füze sistemi olan bir NATO üyesi yok. (Ama s-400 ün bir alt modeli olan S-300 halen Yunanistan’da mevcut olup ABD ve NATO üyelerinden de hiç bir itiraz gelmemektedir .Yunanistan'ın elinde bir önceki versiyonu olan yine Rus yapımı S-300 füzeleri NATO üyesi olmayan Güney Kıbrıs'tan satın almıştır. Dost ve müttefik ülkelerin Yunanistan’a bu konuda bir yaptırımı olmuş mudur?)

 

Türkiye'ye S-400 sistemin konuşlandırılması halinde, bu açıdan bir ilk olacaktır. ABD ve diğer başka NATO üyeleri, bu anlaşmaya iki açıdan karşı çıkıyor. İlk olarak askeri açıdan, bu sistemin NATO sistemleriyle uyumlu olmayacağı ve bunun da pratikte bazı sıkıntıları beraberinde getirebileceği uyarıları yapılsa da, dostu ve müttefiki olan Türkiye’den bu konuda herhangi bir olumsuz durum ve ikili ilişkilere zarar gelmeyeceğini iyi bir şekilde bilmektedir.  Uzmanlar, NATO'nun birbirine entegre hava savunma sisteminin bulunduğunu ve Türkiye'nin S-400'ü satın almasının maliyet, nitelik ve teknoloji transferi gibi birçok teknik sorunu beraberinde getirebileceğini ifade ediyor. Fakat bilinmesi gereken husus, bu sorumluluk Türkiye’nin uhdesinde kendi iç dinamikleri ile çözülecek bir konudur. Dost ve müttefiklerimizi kapsayan konu onlara her hangi olumsuz bir durumun yansımanın olmaması ve olmayacağıdır. Ayrıca, NATO sistemleriyle ilgili bazı teknik detayların Rusya'nın savunma sistemiyle ilgili bazı bilgilerin de NATO'nun eline geçmesinden endişe ediliyor.  Türkiye bu gibi hassas bir konuda asla dostları ile olumsuz bir süreç gelişmemesi için gerekli bütün önlem ve güvenlik politikaları içerisinde dostluk ve müttefiklik sürecini koruyacak müktesebat ve mütekabiliyet stratejisine sahip olan, köklü bir medeniyetten gelen cumhuriyet ekseninde bütünleşmiş bir devlettir. Böyle bir hataya asla izin verilmeyeceği herkes tarafından bilinmelidir.

 

Yapılan itirazın ikinci nedenini ise siyasi niteliktedir. Alımın tamamlanması halinde bunun Türkiye'nin NATO ile ilişkilerini yeniden tanımlamak adına attığı bir adım olarak yorumlanabileceği belirtiliyor olsa da, Türkiye hassasiyet arz eden konulara önem veren bir devlettir. ABD Savunma Bakanlığı'ndan Ağustos ayında yapılan açıklamada, bu anlaşmadan "endişe duyulduğu" ve NATO müttefiklerinin ittifakı daha ileriye götürecek şeylere yatırım yapmasının beklendiği ifade edilmiştir.

Fakat bu konuda Türkiye gibi stratejik öneme sahip olan müttefikine herhangi bir kolaylık sağlamadığı için farklı arayışlardan kaynaklı bir gelişme içerisine girildiği unutulmamalıdır. S-400’ler ve F-35’lerle ilgili Türkiye ile Amerika arasındaki gerilim artarken emin olun bu yüksek tansiyonun sebebi Türkiye değildir. Bu minvalde ABD hükümetinden gelen farklı açıklamalar var. Amerikalı askerlerden gelen farklı açıklamalar var. Bir taraftan da ilgili şirketin ABD’nin içinde F-35’lerle eğitim için uçakların teslim süreci var. Kendi iç dinamiklerindeki fikir farklılıkları bizlere olumsuz bir şekilde yansımaktadır.

 

Şimdi bunların arasında nüans farklarının olduğunu da söylemek lazım. Özellikle politikacılardan gelen açıklamalar, çok daha keskin bir biçimde Türkiye’nin stratejik konumlanışını sorgulayan açıklamalar, askerlerden gelen açıklamalar, teknik vurguları daha yüksek olan açıklamalar. Diğer taraftan da devam eden bir süreç var. Esas sorgulanan mesele Türkiye’nin geleceğe doğru nasıl bir stratejik noktada konumlanacağı meselesidir. Amerikalı yetkililer yalnızca Türkiye ile ilgili değil, NATO ittifakının diğer üyeleri ile ilgili de baskı kampanyası başlatmış vaziyetteler. Hakiki manada dostluğa ve müttefiklik sürecine zarar veren adımlar S-400 sisteminden daha mühimdir. Türkiye üzerindeki baskının en somutlaştığı alanlardan biri olarak da karşımızda şu anda S-400 meselesi gözüküyor olsa da, mesele bundan ibaret değil. Türk-Amerikan ilişkilerinde birikmiş pek çok sorun var. O sorunlardan şu anda buzdağının üzerinde gözüken yönüyle biz S-400 ve F-35’i birlikte konuşuyoruz. Coğrafi olarak eğer bir çözüm politikası düşünülüyorsa, tarihin verdiği roller asla göz ardı edilmemelidir. Türkiye bu hususta her zaman öncü ve bütünleyici bir şekilde barış ile başarının odak noktasıdır. Bu hususta gelişen ve değişen dengelere yönelik adımlar atarak milli güvenliğini temin etmek üzere politikalar icra etmesi demokratik ve gerekli bir adımdır. İşte bu süreç içerisinde gerekli adımın atılmasına dost ve müttefiklerimiz olumlu bir şekilde bakarak daha önem arz eden konuların çözümüne odaklanması lazımdır.

 

ABD ve NATO üyesi dost ülkeler bilmelidir ki Türkiye F-35’in aynı zamanda proje ortağıdır. Belirli parçalarını yapıyor ve proje ilerledikçe uçakların bakımı ile ilgili olarak da önemli bir rol üstlenecektir. F-35 bir ittifak uçağı olarak tasarlanmış olup bu uçak, uçan bir bilgisayar konumunda olacak. Yani şimdiye kadarki uçak sistemlerinden farklı bir tasarım sergilenecektir. Bir bulut üzerinde network aracılığıyla merkeze bağlanıyor ve gerektiğinde diğer uçaklarla iletişim sağlıyor. Böyle büyük bir ortak proje ekseninde ilerlerken müttefiklerin ikili ilişkileri samimi bir şekilde güçlü tutulup uluslararası ilişkilerin zedelenmesi önlenecek adımlar atılmalıdır.

 

İhtilafların barışçıl yollarla çözülmesini kendisine görev edinen NATO Türkiye’ye karşı daha hassas olması lazımdır. Başta ABD olmak üzere diğer NATO üyeleri; Suriye’deki Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü yasadışı gruplara binlerce tır silah yardımı yapan ve yine Türkiye’nin, Suriye’nin doğusuna yönelik harekâtına karşı çıkan ABD ve NATO üyeleri nasıl bir Türkiye istemektedir? Bunun açık bir şekilde dost ve müttefikimiz olan ABD ve NATO üyeleri tarafından izah edilmelidir. Türkiye’nin stratejik açıdan nerede konumlanacağı sorusu bununla ilgili Türkiye üzerinde baskının yapılması dostluk ve müttefiklik açısından ne kadar doğrudur? Türkiye’nin kendi milli politikalarıyla ilgili inisiyatif alma konusunda bir yola girmesi dost ve müttefiklerimizi neden rahatsız etmektedir? Suriye’nin kuzeyindeki PKK devleti meselesi, FETÖ ve diğer terör unsurlarıyla Türkiye’nin yürüttüğü milli güvenlik mücadelesinde dost ve müttefik ülkeler nasıl katkı sunmaktadır?

 

Hassasiyet önem arz eden bir konu olarak Türkiye eksen kayması içerisinde yer alacak, değişken yapıda bir ülke değildir. Tam aksine gelişken şekilde ilerleyen, cumhuriyetin ilke ve prensipleri içerisinde yurtta ve cihanda barışı arzulayan, insan ve medeniyete önem veren bir devlettir. Tarihin şahit olduğu bir yaşam sürecine odaklandığımızda dünya barışı için her çağda ihtiyaç duyulan toplum mutlak suretle Türk milletidir.

ABD ve NATO üyesi diğer dost ve müttefiklerimiz öncelikli olmakla birlikte eğer 21. yüzyılda cihanda barış arzuluyorsa bunun merkezinin Türkiye olduğunu veya hangi politika uygulanmak istenirse istensin bu politikanın Türkiye desteği ile gerçekleşeceğini hassasiyetle belirtmek isterim.

 

Son olarak S-400 projesi hususunda dost ve müttefiklerin hiçbir endişe ve kuşku duymadan kabul görerek, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi hususunda hassasiyet göstermesi öncelikli olarak müttefikliğin ve dostluğun bir nişanesi olacağını gerçeğidir. Yurtta barış, cihanda barış şuuruyla ilerleyen bir devlet olan Türkiye’nin dostlarına iyimser ve yardımsever politika ile baktığı gibi, dostları ve müttefikleri tarafından da aynı hassasiyetle yaklaşılması suhuleti ve barışı başarı ile temin edecektir.

 

 ‘‘Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve geniş kapsamlı medeniyetlere de sahip olmuştur. Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur.’’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün asra ışık tutan bu güzide nasihati ile dost ve müttefikler arasındaki sorunlar akıl ve mantık ekseninde istişare ile çözülecek konulardır. Cihanda sulh yalnızca bu şekilde sağlanır. Türkiye yurdunda ve cihanda barış için adım atan ve tarihin örnek gösterdiği ender bir ülkedir.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN