ÖNE ÇIKAN HABERLER

Timbuktu / Paul Auster
Eklenme Tarihi: 30 Ekim 2017, Pazartesi 23:47 - Son Güncelleme: 30 Ekim 2017 Pazartesi, 23:47
Font1 Font2 Font3 Font4



Timbuktu / Paul Auster
” …eğer ölüm her yerde varsa, nereye gittiğinin ne önemi var?”

Paul Auster bizi bir köpeğin bakış açısı ile başbaşa bırakıyor. Evet bize dünyayı bir köpeğin bakışı ile gösteriyor. Bunu bazen hüzünlü bazen neşeli ama genellikle üzücü yapsada bir yerlerimizde birşeyleri titretmeyi başarıyor ve Bay Kemik için düşünmemizi sağlıyor.

 

“Bir köpeğin yaklaşık iki yüz yirmi milyon kadar koku reseptörü vardır, insanınsa yalnızca beş milyon; ortada böyle büyük bir fark varken köpeğin algıladığı dünyanın, insanın algıladığından bambaşka olduğunu düşünmek yanlış olmaz.”

Bu ve bunun gibi o kadar fazla nokta var ki canlılar ile aramızda inanamazsınız. Onların gördüğü, yaşadığı hissettiği dünya ile bizim hissettiğimiz dünya arasında büyük farklar olabiliyor. Birçok noktada bizden çok daha gelişmiş durumdalar. Bizim tek artımız olarak görünen düşünme mekanizmamız. Her ne kadar doğru kullanmasakta…

 

“Daha dikkatli olmayı öğrenmeliyim, diye düşündü, daha az güvenmeliyim herkese, insanlar iyi niyetlerini gösterinceye kadar onlardan her türlü kötülüğü beklemeliyim.”
Hem de en kötüsünü en beklenmeyenlerini. İnsanın en berbat en gaddar en sadist en en en olduğunu tüm canlıların anlaması dileğiyle!

 

” …eğer ölüm her yerde varsa, nereye gittiğinin ne önemi var?”
Kemik Bey, hayatın en büyük ayrıntısını çözmüş durumda. Ama çevremize baktığımızda ne yazık ki bunu çözen insan göremiyoruz.

 

Kitabımızın kahramanı Kemik Bey, sahibi Willy ile dünyayı tanımış ve kendine göre doğrular yanlışlar bulmuş bir köpektir. Fakat Kemik Bey sahibini kaybedince işler biraz değişiyor. Kemik Bey artık hayatla yalnız başına mücadele etmek zorundadır. Aslında bunu çok iyi bir şekilde yapabilmesi lazım. Çünkü zeki bir köpektir Kemik Bey. Eskiden küçümsediği sokak köpekleri ile aynı durumda olmanın verdiği acıyı içine atmış, unutmaya çalışmıştır. Başarılı olabildiği noktalar vardır ama canı fena halde sıkılmaktadır. Uzun bir yürüyüş sonrası, derbeder bir şekilde yolun kenarında dinlenirken sesler duyar ve seslerin yakınına gider ve bir aile ile karşılaşır. Aile onu, o aileyi çok sever. Artık bir ailesi vardır tıpkı eski günlerdeki gibidir herşey. Fakat bu yeni yaşamında yeni sorunlar onu beklemektedir.

 

Bir köpeğin gözünden verilen eleştiriler ve bizim dünyamıza bakan bir köpeğin yaşadıklarının anlatıldığı Timbuktu, oldukça güzel bir roman. Özellikle hayvanseverleri çok etkileyecektir diye düşünüyorum.

 

İyi okumalar.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!