ÖNE ÇIKAN HABERLER

Tarihçi & Yazar / Şafak Tunç ile Röportaj
Eklenme Tarihi: 30 Kasım 2017, Perşembe 01:56 - Son Güncelleme: 30 Kasım 2017 Perşembe, 01:56
Font1 Font2 Font3 Font4



Tarihçi & Yazar / Şafak Tunç ile Röportaj
Birleştirici olan İslam’ın ortaya koyduğu kardeşlik hukukudur. O kardeşliğin gereğini yerine getirmeyen kimselerle bu birlikteliğin kurulamayacağı da bir gerçektir.

S. SERRA ERDOĞAN : MERHABA! SİZE ÖNCELİKLE ŞUNU SORMAK İSTERİM: “SON EVRENSEL HÜKÜMDAR SULTAN II. ABDULHAMİD HAN” ADINDA BİR KİTAP YAZDINIZ BU KİTABI NEDEN YAZDINIZ?

 

ŞAFAK TUNÇ : Tarih geçmişten ders çıkararak geleceğimizi inşa etmemize olanak sağlayan bir bilim olduğuna göre eğer geçmişimizi yanlış öğrenir ve öğretirsek gelecek inşası nasıl mümkün olabilir? O halde Sultan Abdülhamid Hân dönemi sadece tarihi bir konu değil, bizim gelecek inşamızda istifade edeceğimiz tecrübeleri de içinde barındırmaktadır. 

Tarihe mal olmuş bir insana yapılacak en büyük kötülük onu eleştirmek veya kötülemek değildir, onu tarihsel gerçekliğinden farklı göstermektir. Bu tutum sadece o kişiye yapılmış bir haksızlık ile sınırlı kalmayıp bütün bir topluma ve insanlığa yapılmış kötülük sayılmalıdır. O halde Sultan Abdülhamid Hân ile ilgili yapılan yanlış değerlendirmeler sadece Sultan Abdülhamid Hân’ı veya Osmanoğullarını değil bütün bir milletin hem geçmişini hem geleceğini ilgilendiren önemli bir mesele olsa gerekir. 

 

 

BİLİYORSUNUZ PİYASADA OLDUKÇA FAZLA SAYIDA SULTAN ABDÜLHAMİD HAN KİTABI VAR. SİZİN KİTABINIZDA DİĞER KİTAPLARDA OLMAYAN NE VAR?

 

Kitabımda esas olarak şunun üzerinde durmak istedim:

İngiliz tarihçi Arnold Toynbee Batı medeniyeti karşısında İslâm dünyasının pek şansı olmadığını söyler. İslâm dünyasının Batı medeniyetine karşı çıkacak ve onu yenecek bir kudrette olmadığını savunur. İslam dünyası için iki seçenek vardır. Ya Roma’ya baş kaldıran “Zealot” modeli ya da teslimiyetçi “Herodian” modeli.

 

Zealot modelinde yabancı güç karşısına son model silahlarla çıkıp üstün taktiklerle savaşa giriştiğinde ve bu karsılaşma durumu kötüye gittiğinde kendi geleneksel savaş taktiklerini titiz şekilde uygulayandır. Başka bir deyişle, dış bir düşman veya zorlamalar karsısında  eskinin diriltilmesidir. Herodian ise kendisinden hünerli ve daha iyi silahlanmış birisiyle karşılaştığında geleneksel savaş taktiklerini bırakarak düşmanın taktik ve silahlarıyla savaşmayı öğrenen insandır.

 

Tanzimat ile başlayan bu Herodian yaklaşım Cumhuriyetin ilk yıllarında etkisini iyice artırmıştır. Amaç Türk halkının yapılan devrimlerle ekonomik, siyasi dini sahalardaki toplumsal deney ve tecrübelerini bir tarafa  bırakarak batıdaki gibi bir değişimi ne pahasına olursa olsun elde etmekti.

 

Dünyanın son evrensel imparatorluğunun son evrensel imparatoru olan padişah Sultan Abdülhamid Hân ise iyice zayıflayan devleti çağın gereklerine uygun bir şekilde yeniden organize etmeye çalışırken Osmanlı medeniyetinin tarihsel misyonuna sahip çıkmış, manevi yönden yapmış olduğu değerlendirmeler ile devleti ve milleti derleyip toparlamaya gayret etmiştir. Ondan sonra böyle bir siyaset izleyen olmamıştır.  İşte ben özellikle bunun üzerinde durmak için bu kitabı hazırladım. Sultan II. Abdülhamid, dünyanın son evrensel imparatorluğu olan Osmanlı İmparatorluğu’nu mutlak güçle yöneten son Osmanlı padişahıdır. O’nun tahttan indirilmesi ise İmparatorluğun vedasıydı. Nitekim de öyle olmuştur. Onun tahttan indirilmesinden 9 sene sonra Mondros’u imzalayan Osmanlı Devleti dünya siyaset sahnesinden tasfiye olmuştur. 

 

 

 

EVRENSEL DEVLET DERKEN NEYİ KASTEDİYORSUNUZ?

 

Evrensel devlet “ölümsüz” olan “ebedi” olan devlet anlamında kullanılmaktadır. Evrensel devletlerin ölümsüz olduğuna olan inanç bu devletlerin kuruluşundan yıkılış sürecine kadar ayakta kalmış güçlü bir inançtı.

 

Eskiçağ’lardan beri kullanılan "polis, civitas, imperium, statum" gibi Grekçe ve Latince kelimeler devlet kavramını ifade etmek için kullanılmışlardır. Eski Türklerde  İL deyimi, bugün kullandığımız anlamda ‘devlet kavramını karşılayan bir kelime olarak kullanılıyordu. Yunan ve Roma da var olan bu düşünce Romalıların Tanrının birliğini savunan Hıristiyanlığı kabul etmesiyle tamamlanır ve güçlenir.

 

Evrensel devlet tanımlanırken ebedi ve ölümsüz olduğuna dair kuvvetli bir inanış söz konusudur. Bu inanış Osmanlı Devleti’nde “Devlet-i Ebed Müddet”  olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu düşüncenin kökleri Tanrıdağları’ndan kopup gelen ve çok geniş bir coğrafyada egemenlik kuran Türklerin efsanevi Hakan’ı Oğuz Han’a kadar uzanmaktadır.

 

Osmanlı Devleti yönetici soyu olan Osmanoğulları “KAYI” boyundan gelmekle Oğuz neslinin taşıdığı “KUT”u, İstanbul’un fethi ile ROMA İmparatorluğu’nun taşıdığı evrensellik mirasını, halifeliği bünyesine almakla da İSLAM DİYARLARININ HİYERARŞİK ÖNDERLİĞİNİ kendisinde toplamış ve bu eşsiz mirası Ortaçağ’dan Yakınçağ’a kadar taşımayı başarabilmiştir.

 

 

NEDEN İSTANBUL’UN FETHİ DERKEN BİZANS DEMEDİNİZ ROMA KELİMESİNİ KULLANDINIZ?

 

Bizans adı sonradan uydurulmuş bir isimdir. Bugün bizlerin Bizanslı olarak değerlendirdiği kimseler kendilerini hiçbir zaman bu şekilde isimlendirmemişlerdir. Ne devlet yöneticileri ne de halk hiçbir zaman Bizans kelimesini kullanmamışlardır. Zaten kullanmaları da mümkün değildi çünkü böyle bir kelimeyi bilmiyorlardı. Onlar kendilerine daima ve insanı şaşırtan bir tarihsel bilinç ile “Romalı” olarak görmüşler ve bu şekilde isimlendirmişlerdir.

 

Devletlerine, “Doğu Roma İmparatorluğu,” “Yeni Roma,” “Yeni Kudüs” gibi pek çok ifade kullandılar ama hiçbir zaman “Bizans” demediler.

 

 

SİZE GÖRE KİMDİR SULTAN ABDÜLHAMİD

 

Sultan II. Abdülhamid Hân, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmaya doğru gittiği bir devirde Osmanlı tahtına oturmuş bir padişahtır. Bana göre son padişahtır. Çünkü ondan sonra devleti mutlak güç ile yöneten bir padişah tahta oturmamıştır.

 

Sultan Abdülhamid, çok küçük yaşta annesini, şehzadelik yıllarında ise babasını yitirmiş amcası tarafından himaye edilmiştir. Şehzadeliğinin ilk yıllarında veliaht olmadığı için boş zamanlarını değerlendirmek adına babası tarafından kendisine tahsis edilen Maslak Köşkü’nün arazisini çiftlik haline getirmiş ve burada hayvancılık ve ziraatla uğraşmıştır.

 

Çocukluğunda ilimden askeri alana kadar birçok alanda gelişmesi için İslami ve Fen alanlarında çeşitli dersler almıştır.

 

Ali Emîrî’ye göre, Sultan II. Abdülhamid’in icraatları ve tedbiri sayesinde Osmanlı Devleti’nde adaletin nuru yayılmış, sıkıntılar bitmiştir. Bu devletin hünkârı adaletli olduğu için memleketin her yanı ihya olmuştur. Bu zat adaletiyle bilinen bir hükümdardır ve bu sebeple Allah’ın lütfuna mazhar olmuştur.

 

 

Sultan Abdülhamid tahta çıktığı zaman sonuçları ve getirdiği yıkım bakımından Osmanlı tarihinin en ağır yenilgilerinden olan 93 harbi ile karşı karşıya kalmıştı. Neredeyse her yirmi yılda bir Rusya ile yapılan savaşlar Osmanlı Devleti’nin kendini toparlamasına imkân vermiyordu. “Kültür, zaman ister. Bizi başlıca terakkiden men eden askerliktir” ve “Memleketimizde Avrupa memleketleri gibi imar olunamamasına, halkın cahil kalmasına sebep başlıca askerliktir” düşüncelerinden dolayı askerliği 7-8 seneden 3 seneye indirmiştir. Bunda da haksız sayılmazdı çünkü askerliği yalnızca Türkler yapıyordu. Azınlıklar ise askerlik yapmıyor iktisadi kültürel her alanda serpilip gelişme imkanı buluyorlardı. Türkler ise o huduttan bu serhade koşuyor ve kendi memleketinde azınlıklar sefa sürsün diye şehid oluyorlardı.

 

 

TEKRAR KİTABINIZA DÖNERSEK; SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN’IN HİLAFET POLİTİKASI İLE GÜNÜMÜZDEKİ SİYASAL İSLAM ARASINDA BİR BAĞ KURABİLİR MİYİZ SİZCE?

 

Sultan Abdülhamid, değişen zamanda Panislavizm’in birleştici bir güç olamayacağını gayet iyi biliyordu. Bu sebeple kendi saltanat devrinde bunu sadece bir koz olarak kullanmayı tercih etmiştir.

 

Birleştirici olan İslam’ın ortaya koyduğu kardeşlik hukukudur. O kardeşliğin gereğini yerine getirmeyen kimselerle bu birlikteliğin kurulamayacağı da bir gerçektir. Uzun zamandır İslam insanlar tarafından “birleştirici” yönüyle değil “ayrıştırıcı” yönüyle değerlendiriliyordu. Mezhepler dinin önüne geçirilmiş herkes kendi “gerçekliğini” “hakikat bu” diyerek diğerini İslam dairesinin dışına çıkmakla hatta daha da ileri giderek tekfirle suçluyordu. Müslümanlar, “Lâ İlâhe İlllallah” diyen cennete gider buyuran Peygamber sözünü unutmuş gözüküyorlardı.

 

Siyasal İslam denilen garabetin İslam’a en büyük zararı kendi siyasetine cevaz vermeyenleri İslam dairesinin dışında görme hatasıdır.  Siyasal İslamcı kendisini hak kendinden olmayana batıl görerek İslam’ın birleştirdiğini ayırmakla toplumun zihin dünyasında büyük bir yara açmıştır.

 

Siyasal İslam’ı savunan kişinin her yaptığı yanlışın İslam’a aitmiş gibi değerlendirilmesi İslam’ın insan gönüllerinden uzaklaştırılması sonucunu doğurmuştur. İnsanlar “İslam buysa ben bunun içinde olamam” duygusuna mahkûm bırakılmışlardır. İnsan kalbi Tecelligâh-ı Rahman olmakla mescid hüviyeti taşıyorsa, “Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır!”

 

Siyasal İslamcı kendi insani zaaflarının ve yanlışlarının İslam’ın zaafı ve yanlışı gibi görülmesinde birinci dereceden sorumlu olduğunu görmeli ve İslam’ın kendi tekelinde olmadığını, olamayacağını anlamalıdır.

 

Sultan Abdülhamid Hân, halife olduğu halde kendisine muhalif olan ve en ağır eleştirileri yapanlara karşı bile azami müsamaha göstermiştir.  Yurt dışına kaçan veya bizzat kendisinin sürgüne gönderdiği kimselere maaş bağlamış hatta sürgüne gönderdiği yerlerde onlara kaymakamlık vs gibi görevler vererek hayatlarını uygun koşullarda sürdürmelerine imkân tanımıştır.  İslam’ı anlamış bir yöneticiden de bu yaklaşım beklenirdi. Herkesi Allah’ın arzu ederek yaratmış olduğu “kul” olarak gören ve her kula yaratılış mazhariyetine uygun olarak davranan kimseler İslam’ın evrensel bakışına daha çok yaklaşmış olurlar. İslam sadece kendisine mensup olanları değil mensup olmayanları da ötekileştirmemiştir. İslam dairesi içinde olana “ümmet-i icabet” dışında olana da “ümmet-i davet” diyerek insanlık ailesinin bir bütün olduğunu, herkesin “Allah’ın kulu” olmakla bu ailenin bir parçası olduğunu işaret etmiştir. 

 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!