BCA Times
  ÖNE ÇIKAN HABERLER
  • <strong>Altın Kalem Ödüllü Yazar Metin ŞAHİN ile Röportaj</strong>
    Altın Kalem Ödüllü Yazar Metin ŞAHİN ile Röportaj
  • Kahramanmaraş’ta 7.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi
    Kahramanmaraş’ta 7.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi
  • Yazar Prof. Dr. Dr. Naim Derebaşı ile Röportaj
    Yazar Prof. Dr. Dr. Naim Derebaşı ile Röportaj
  • Yazar Rıdvan Serin ile Röportaj
    Yazar Rıdvan Serin ile Röportaj
  • Yazar İhsan Kutlu ile Röportaj
    Yazar İhsan Kutlu ile Röportaj
  • Yazar Ümmühan Yaşar ile Röportaj
    Yazar Ümmühan Yaşar ile Röportaj
  • Altın Kalem Ödülleri Sahiplerini Buluyor
    Altın Kalem Ödülleri Sahiplerini Buluyor
  • Hayatınızı Değiştirecek 20 İnanılmaz Paulo Coelho Sözleri
    Hayatınızı Değiştirecek 20 İnanılmaz Paulo Coelho Sözleri
  • Abdülhamid Han’ın Altın Saati Açık Artırmada
    Abdülhamid Han’ın Altın Saati Açık Artırmada
  • Berlin Indie Film Awards’tan ”Leyla Hanım” Filmine Ödül
    Berlin Indie Film Awards’tan ”Leyla Hanım” Filmine Ödül




YAZARLAR

Onur AKBAŞ / Yazar
Onur AKBAŞ / Yazar
Eklenme Tarihi: 19 Şubat 2018, Pazartesi 22:05 - Son Güncelleme: 19 Şubat 2018 Pazartesi, 22:05
Font1 Font2 Font3 Font4



MARSTAN UZAYLI ÇOCUK ZİYARET ETTÜĞÜ, H.Z. NUH’UN CEPTEN ARANUP, ŞEYHİM KAPISINDA KELP EMSAL عواء  EDÜLDÜĞÜDÜR

 

                                                                                                                               

         Öyle bir garabet içindeyiz ki başlıktaki garabet bile bu garabeti tasvirde yetersiz kalır. Mustafa İslamoğlu’nu bilen bilir. Kimi iyi bilir kimi kötü bilir. Ama ben ne iyi bilirim ne kötü. Kötü bilmem zinhar dinime sövmüşlüğü yoktur. İyi bilmem, zira her dediğini hak bilmişliğim yoktur. Ancak bir edebiyatçı olarak tarihsel nitelikteki metinlere yaklaşımını eleştirdiğim vakidir. Başlıktaki vaziyeti anlatmadan evvel 15 Temmuz işgal girişiminden sonra sapkınlar ve zeliller güruhuna dair tespitlerini sunmak için ulemanın hazır bulunduğu CNN TÜRK’te bir sözü ile meseleye girmek isterim. O FETÖ benzeri örgütlerin yahut kendi tespitine göre hepsi FETÖ benzeri potansiyele sahip cemaatlerin durumunu tasvir ederken FETÖ’cülerin hiç yoktan şehir görüp mürekkep yalamış olduğunu arkadan örgütlenerek gelmesi muhtemel olanların şehir görmemiş mürekkep yalamamışlar olduğunu söylüyordu. Ki ayniyle hakikattir.

            Zira daha 17 Aralık başlayıp da tabi işin sonunu öngören o mürekkep yalamamışlar yahut mürekkebi orasına burasına bulamışlar çoktan faaliyete başlamıştı bile. İşte tam da kıymetli hocanın tespitlerinde burada yolumuz ayrılıyor. Zira bazı nur guruplarının -ki bunlardan birine “Meşveret” deniyor- talebelerine toplu mesaj göndererek, siyasilerle makam merkezli irtibat kurmamaları, bu bağlamda kişisel dostluklar kurmamaları, devlette kendilerine ihtiyaç duyulmadan, makam, mevki ve vazife talep etmemeleri hususunda hem de daha sürecin başında  mesaj atıldığını aynel yakin biliyorum. O yüzden bütün cemaatlerin kökünün kazınması yahut hepsinin aynı kefeye konulmasını düşünenlerden değilim. Hoca da böyle düşünmüyor ama; hocanın sözlerinden kendine bu çeşit vazife çıkaran heyecanlı tipler var ki kahir ekseriyeti FETÖ artıkları.

         Şu anda hocanın dediği üstleri mürekkep zihinleri katran sızdıran zihinlerle karşı karşıyayız. Her yerdeler. Ve maalesef henüz Pensilvanya gergedanının kendisini marstan bir uzaylının ziyaret ettiğine dair zırvalarına gülüp, inananlarına kızıp, acımak arasında gezerken devlet televizyonundan H.z. Nuh’un cep telefonu sinyallerini aldık. Şeyhlerinin kapısı önünde malum canlının konuşmasını yansıma sözcük halinde aşk ile tekrar edenlerin varlığına dair iddiayı araştırmaya entelektüel ahlakım dayanmadı.

           Bilenler bilir ama ben bu yalancı peygamberin bu sözlerini aynen buraya alıyorum:

“Yıldızlarda gideceğimiz yer var mı? Mars’ta…  Çinliler mi Hintliler mi Mars'a şimdi uydu göndermişler. Evet varsa bir canlı manlı filan.  Bir keresinde gelmişti bir çocuk oradan. Buraya da geldi beni ziyaret etmek için Marslı çocuk. Belki vardır… Fakat biz vardır diye bence aramalıyız onları. Nam-ı celili Muhammedi oralara taşımalıyız."

        Hal böyleyken zamanında bu adamın dininden erken tövbe edip dönen dönmüşken akademik yanımızdan akademisyen olmuş ya da oldurulmuş birinin şu haberi ile sarsıldık: “Hürriyet'in aktardığı habere göre, Prof. Dr. Harman ile Pelin Çift'e zor anlar yaşatan Örnek, 'C' Harfi konusunda büyük sorun yaşadı. Örnek, Arapça'da 'C' harfi yoktur diyerek başladığı konuşmasına Prof. Dr. Harman itiraz edince önce 'Gudi' dedi, daha sonra Arapça'da 'P' harfi yoktur diye devam etti.Uzun süre 'C', 'C' diyen Örnek'e stüdyoda bulunan iki kişi bunu anlamadıklarını söyledi. Örnek, daha sonra 'C' dediği harfi kağıda yazdı. Harman, bu harfin 'G' olduğunu belirterek "G' yerine Arapça'da 'Kaf ve kef' harfi kullanıldığını söyledi. Sunucu tartışmaya dayanamayarak, Örnek'e "Ama siz Arapça bilmiyorum diyorsunuz. Hiç girmeyin oralara" diyerek 'C' ile 'G' polemiğini bitirdi.”

       Bunlardan çok var. Üreteni yazanı değil de kan yahut vakıf bağıyla bağlı olanı liyakatli kabul eden üniversiteler bir Türkiye klasiği haline geldi. Bugün hangi vakıfın, cemiyetin, tarikatın ve cemaatin nereleri tuttuğunu sokaktaki vatandaş bile isim isim sayıyorken falan tarikatın müritlerinin şeyhleri kapısındaki hallerine dair iddialar bacalarda eşiklerde kol geziyorken, emin olun kimse o program sunucusu kadar şaşmıyor bu akademisyenin haline. Bir vakıf üyesinin talimatıyla rektörlükte şart değiştirip dişiyle tırnağıyla oralara gelenlerin haklarını bağırta bağırta alıp kendi dinlerinden olanlara veriliyorsa evet tekrar söylüyorum kendi dinlerinden olanlara veriliyorsa devlet televizyonunda yarın konuşulacak şeyleri ben bile hayal edemiyorum.

             Ne falan yalancı peygamberin filan gezegenden biriyle konuşması, ne falanın akademik fantezileri ne de kimin nerde havlayıp yuvalandığı bizim meselemiz değildir. Zira “Lekum dînukum ve liye dîn(dîni)”

                O vakıftan abdestli namazlı birisi bir arkadaşıma filan devlet kurumunun müdür atama listelerinin kendilerinde olduğunu söylediğinde arkadaşım: “Bu haksızlık değil mi hakka girmek değil mi?” dediğinde: “Siyasette hak hukuk olmaz.” Cevabını alır. Allah kabul etsin. İşte bizi ilgilendiren kısım budur. Siyaset bu gibi küçük insanların yahut yalın ayakçıların, dini ve cemaatini siyasete hibe eden sallabaşlar ve onlar karşısında duranların meselesi. Ama memleketin maarifi, ilmi, ,ilmin izzeti ve şerefi çiğnenip bir de hak yeniyorsa sizi o zırvalarınız değil ama ilim uğruna çile çekenlerin haklı bedduası savurup yerle bir edecek ve etsin inşallah.

     

 

» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN