BCA Times
  ÖNE ÇIKAN HABERLER
  • <strong>Altın Kalem Ödüllü Yazar Metin ŞAHİN ile Röportaj</strong>
    Altın Kalem Ödüllü Yazar Metin ŞAHİN ile Röportaj
  • Kahramanmaraş’ta 7.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi
    Kahramanmaraş’ta 7.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi
  • Yazar Prof. Dr. Dr. Naim Derebaşı ile Röportaj
    Yazar Prof. Dr. Dr. Naim Derebaşı ile Röportaj
  • Yazar Rıdvan Serin ile Röportaj
    Yazar Rıdvan Serin ile Röportaj
  • Yazar İhsan Kutlu ile Röportaj
    Yazar İhsan Kutlu ile Röportaj
  • Yazar Ümmühan Yaşar ile Röportaj
    Yazar Ümmühan Yaşar ile Röportaj
  • Altın Kalem Ödülleri Sahiplerini Buluyor
    Altın Kalem Ödülleri Sahiplerini Buluyor
  • Hayatınızı Değiştirecek 20 İnanılmaz Paulo Coelho Sözleri
    Hayatınızı Değiştirecek 20 İnanılmaz Paulo Coelho Sözleri
  • Abdülhamid Han’ın Altın Saati Açık Artırmada
    Abdülhamid Han’ın Altın Saati Açık Artırmada
  • Berlin Indie Film Awards’tan ”Leyla Hanım” Filmine Ödül
    Berlin Indie Film Awards’tan ”Leyla Hanım” Filmine Ödül




YAZARLAR

Onur AKBAŞ / Yazar
Onur AKBAŞ / Yazar
Eklenme Tarihi: 5 Kasım 2017, Pazar 13:34 - Son Güncelleme: 5 Kasım 2017 Pazar, 13:35
Font1 Font2 Font3 Font4



Gizli Bir El, Şartları Olgunlaştırıyor

                                               

         Eskilerin bir tabiri vardır. Her ekonomik kriz olduğu dönemlerde bilinmiş bir kehaneti tekrar eder. Ve söze şöyle başlarlar: “Zaten komünizm de böyle gelir…” Bunun sadece bir şehir efsanesi (urban legend) olmadığını bu millet darbelerle iliklerine kadar hissetti. “Şartların olgunlaşmasını bekledik…” diyen bir generalin ölümü üzerinden henüz bir asır geçmedi. 15 Temmuz işgal provası şartsız şurtsuz destursuz bir girişimdi. Resmen nabız yoklandı. Darbelerden yılmış millet hele son kazanımları da gördükten sonra elindeki hayatı ve gelecek kuşaklarını kaybetmek istemezdi. 15 Temmuz gecesi onun bunun kucağında büyüyen “ablalar” ve “abiler” karşılarında manen ve madden diri bir topluluk gördüler. Girişim akim kaldı lakin süreç bütün hızıyla devam ediyor.

İHTİLALİN ÇOCUKLARI: ABLALAR VE ABİLER

       Hakkın safında sandığımız günlerde teşriki mesaisi olanlardan biri olarak diyorum ki bu kurum öyle böyle toplamalardan oluşan kimseler değildir. Genellikle aile durumu iyi olmayan, (istisnalar saklı olmak üzere) geçimli ve huzurlu aileden olmayan, takibi yapılmayan, yokluğu aranmayan, şahsiyeti gelişmemiş, sevgiden mahrum, bir fert olarak belli bir mesleki kariyer ve ilmi idealden yoksun, kolay yoldan mevki ve makam sahibi olmak suretiyle kendini ispatlama telaşında, kişilik bozukluğuna sahip kişilerden oluşuyordu. Bu bireyler örgütün imamet cihetiyle en yüksek mevkilerinde istihdam ediliyormuş gibi yapılarak öne sürülen taife oldu. Yani örgütte de yokluğu aranmayanlardı bunlar. Yerlerine gelecek çok vardı.

BUNLAR BİZİM SEFİLLER

       Çarıklı, köylü kurnazı, tabirini kim hangi niyetle kullanır bilmem ama çocukluğu kerpiç damlar altında geçmişi bir insan olarak bu milleti hor görme maksadıyla kullanmadığımı belirterek söze devam etmek isterim. Öncelikle siyasetle işim olmadığı gibi, hayatım boyunca makam ve mevkiden kaçan bir insan olmanın verdiği bir pervasızlıkla diyorum ki: hiçbir sivil oluşumla uğraşmaya ne vaktim ne mecalim var. Söyleyeceklerim “Bütün cemaatler kapatılsın…” fantezisinden daha ayağı yere basan şeyler. Bugün darbeden arta kalan bu köylü kurnazı saf çıkarcı güruhtan kripto olanları memleketin her köşesini bil fiil işgal etmiş durumdalar. Falanca ve filanca vakıf, cemiyet ve cemaat üzerinden harekete geçen bu güruh özellikle kamusal alanda vatandaşa nobranca, onu itip kakarak davranmakta, iş yerlerinde örtülü mobbinglerin haddi hesabı yoktur. Üniversiteler sayın Cumhurbaşkanımızın tabiriyle çoktan bu güruh tarafından “tekke”ye döndürülmüş durumda. Öyle ki bu güruhun ablalar cemaati o kadar etkindir ki rektör eşi, rektör yardımcısı eşi, öğretim üyesi eşi gibi gizli bir akademik (!) unvandan bile bahsedilebilir. Merve Şebnem Oruç, bir ara işin siyasi tarafının yazdı. Benim bilimden ya da ilimden başka derdim yok. Ama bu mahfillerde işler alenen milletin gözüne sokula sokula yapılmakta. Çok öğretim üyesi gelişimini gördüğü elinde yetiştirdiği talebe hakkında fikir bile beyan etmekten yoksun. Zira falan vakıf ve filan cemiyetin kestiği yeniyor. Velhasıl hırsızı kovduk da ahlakı bize miras kaldı. Ve sanki bir el devletle milletin arasını açmak için bilinçli olarak bunu yapıyor. Liyakat, çaba, gayret, ortaya konan etkinlikler ve çalışmalar kapsamında değil, rektör inisiyatifli öğretim görevlisi sıfatıyla işportada satılıyor. (Liyakatli olanları tenzih ederiz ; ama şu zamanda pek azlar.)  Bahsini ettiğim bu saf çıkarcı, her devrin güruhu, yukarı kuyruk sallayıp aşağıdakini ısıran hilkat garibelerini ne güzel tarif etmiş cennet mekan Arif Nihat Asya:

Oyuncak olsun diye verilmiş ellerine

Bir takım kölelerin, kundaklarla fitiller…

Ki hepsinin ağzında dişler yılan dişidir,

               Yılan dilidir diller!

Söyleyin: “Şerlerine lâ'net!” demekten gayri

Yapacak şey yok mu ey köyler, ilçeler, iller?

Küçümsemeyiniz ki, bunlar henüz HORTUMdur;

            Arkada saklı filler!

Sabırsa, yeter artık, siz de ellerinizi

Cebinizden çıkarın ey tertemiz nesiller:

Türk gençliği adına nasıl konuşabilir

Sayıları üç yüzü geçmeyen bu kopiller?

Mavi boncuk verirken ortada sağa, sola

Tarafsızlar, korkaklar, renksizler, mu'tediller

Ve başvurduklarımız, düşünüp, “Hükme kafi

         Değil, derken deliller!” 

Gözlerimize baka baka bıçaklarını

         Bilemekte kaatiller

Yazık, bunlar, Hügo'nun “Sefiller”i değiller!

         Bunlar, bizim sefiller!”

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN