BCA Times
  ÖNE ÇIKAN HABERLER
  • <strong>Altın Kalem Ödüllü Yazar Metin ŞAHİN ile Röportaj</strong>
    Altın Kalem Ödüllü Yazar Metin ŞAHİN ile Röportaj
  • Kahramanmaraş’ta 7.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi
    Kahramanmaraş’ta 7.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi
  • Yazar Prof. Dr. Dr. Naim Derebaşı ile Röportaj
    Yazar Prof. Dr. Dr. Naim Derebaşı ile Röportaj
  • Yazar Rıdvan Serin ile Röportaj
    Yazar Rıdvan Serin ile Röportaj
  • Yazar İhsan Kutlu ile Röportaj
    Yazar İhsan Kutlu ile Röportaj
  • Yazar Ümmühan Yaşar ile Röportaj
    Yazar Ümmühan Yaşar ile Röportaj
  • Altın Kalem Ödülleri Sahiplerini Buluyor
    Altın Kalem Ödülleri Sahiplerini Buluyor
  • Hayatınızı Değiştirecek 20 İnanılmaz Paulo Coelho Sözleri
    Hayatınızı Değiştirecek 20 İnanılmaz Paulo Coelho Sözleri
  • Abdülhamid Han’ın Altın Saati Açık Artırmada
    Abdülhamid Han’ın Altın Saati Açık Artırmada
  • Berlin Indie Film Awards’tan ”Leyla Hanım” Filmine Ödül
    Berlin Indie Film Awards’tan ”Leyla Hanım” Filmine Ödül




YAZARLAR

Ayfer YÜKSEL / Yazar
Ayfer YÜKSEL / Yazar
Eklenme Tarihi: 8 Nisan 2018, Pazar 21:11 - Son Güncelleme: 8 Nisan 2018 Pazar, 21:41
Font1 Font2 Font3 Font4



Edebiyat Yargısız Anlatır Fakat Yargıya Sunar

 

Edebiyat; hayatın ta kendisidir. Yargısız anlatır fakat yargıya sunar.

 

Gerçek yazar gerçeği anlatır çünkü bilir ki; Emile Zola’nın da dediği gibi “yer altına gömülen gerçekler, saklandığı sürece daha da güçlenecek, daha da büyüyecek ve bir gün su üstüne çıkıp her şeyi yok edecektir.

 

Edebiyat; bir yetenektir, yani lütuftur… Herkes yazabilir ama herkes yazar olamaz…

 

Edebiyat; teknik bilginin ötesinde ilahi bir dürtüdür adeta. Hisseder, kurgular, gözlemler, inceler, mukayese eder, ölçer biçer ve bu özellikleri ile karmaşık duyguların yarattığı tüm düğümleri “iskender kılıcı” edasıyla bir hamlede çözebilme gücüne sahiptir.

 

Edebiyat; duygu okyanusudur.

Bazen: bir şiirin mısralarında beste yapar sitemkâr.

Ne garip değil mi!

Onca çaba, onca telaşın hikâyesinde

Yaşam bin bir bilinmezlikte denklemler kurdu

Bir karmaşa, bir kaos, çaresiz arayışlarda…

Ne akıl yetti, ne fikir, ömürler soldu…

Gelişlerin nedeniyken, gidişlerin sonucu

Veya gidişlerin sonucuyken, gelişlerin nedeni

Çapraz sorgulamanın dünyasal yaşamında

Ölüm masum, yaşam suçlu bulundu… Diyerek.

 

Bazen; bir hayat anlatır, milyar insanın ortak duygusuna hitap ederek…

Ve sevgiyi sunar, üstelik sevgilerin en büyüğüne sahip bir annenin ağzından.

 

Sevgim; ben olmasam da onlara yeniden ışıl ışıl bir dünya sunacak. Aroranın kızılında, morunda bulacaklar kalbimin görkemini… Niegara Şelale’sinin bile gönlüm kadar çağlayamadığını anlayacaklar. Çoban Yıldızı göz kırparken onları izlediğimi düşünüp huzur bulacaklar. Bir yuva için çabalayan kunduza benzetecekler beni ve ne kadar yorulduğumu hissedecekler. Sevgimi keşfettiklerinde, mum ışığı bile yetecek onlara, gizemli gölgelerde beni görüp gülümseyecekler. Pencere pervazlarında sızan rüzgâr uğultusunu benim ninnim sanıp özleyecekler beni. Lakin özlenecek bir anneye sahip olduklarından mutlu hissedecekler kendilerini. O zaman bilecekler işte, saniyelerimin saliselerinde bile sevdiğimi yaşayıp güçlendiğimi… Zamanı arkamda bırakıp sonsuzluğa onlarla birlikte koştuğumu… Şeklinde.

 

Bazen; bas bas bağırır savaşlar dursun diye, yüzündeki tozu, ellerindeki kanla temizlemeye çalışan bir çocuğun, insanlığın yüz karası olan acı sahnesiyle…

 

Gece değildi, kaçtıkları karanlık. Gündüz değildi, koştukları aydınlık. Yer değildi, bastıkları çöl. Manzara değildi, dağ bayır çalılık. Gök gürültüsü değildi, patlayan sesler. Yıldırım değildi, yerden yükselen alevler. Temmuz sıcağı değildi, içlerindeki ateş. Gölge hiç değildi, üstlerindeki toz duman… Annesiyle o koşuyorlardı durmadan. Arkasına baktı kovalayanlar insan değildi, önüne baktı bekleyen insan bulamadı. Koştular durmadan, belirsiz bir dünyaya. Önce ayakkabılarını, sonra ayakları parçaladı çakıl taşları. Kurumuş dudakları bir yudum suya, şişmiş ciğerleri bir hava nefese muhtaçtı. Bir çalılık gördüler önlerinde, bir tebessüm belirdi yüzlerinde, hem saklanabilir, hem dinlenebilirlerdi onun dibinde. Dizlerine güç gelmişti yeniden, can havliyle koştular, koştular… Ama birden bir patlama duydular. Annesi düşüverdi çalılığın dibine. Tam göğsünün üstünde kırmızı bir sıvı akıyor gibiydi. Şaşırdı önce, annesinin sütü kırmızı değildi ki. Beyazdı! Hatırlıyordu çünkü… Eğildi elleriyle dokundu, sonra da dahi görebilmek için gözlerindeki tozu sildi ellerindeki kırmızı sütle… O sırada küçük aklıyla düşünmeye başladı bir taraftan. Annesinin sütüydü o beyazda, kırmızıda olsa! Öylesine susamıştı ki üstelik eğilip emmeye başladı.

 

Edebiyat; böyle işte!… Yaşananları, yaşanacakları ve muhataplarını, yaşadığımız dünya üzerindeki tüm gerçekleri ile anlatır. Anlatımı hangi şekilde olursa olsun amacı bizi bize anlatmak, hatırlatmak, gözümüzü açmaktır.

 

Bu yüzden dilerim ki!

Kelimelerin büyüsündeki edebiyat neferlerinin şifacı cümleleri, popüler edebiyatın kartelleşmiş sistemi içinde maddesel paylaşım endişesiyle, kıyıda, köşede, ismi bilinmeyenler rafında küflenip gitmesin… Gün yüzüne çıkarılsın ve okunsun…

 

Bu anlamda, yayın evlerine düşen insanı görev ise, isimlerin değil eserlerin peşinde koşmaları olacaktır. Aksi uygulamalarda, yani: raflarında sadece isim satmaları edebiyat okyanusuna vurulan en büyük darbe özelliği taşıyacaktır.

 

Bu yüzden Book Culture Art Times gazetesinin ve Cinius yayınevinin edebiyata hürmeten, edebiyatçı keşfi kapsamında düzenledikleri “ Altın Kalem Ödülleri” girişimleri takdire şayandır.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN