BCA Times
  ÖNE ÇIKAN HABERLER
  • Kırmızı Kudüs Sergisi
    Kırmızı Kudüs Sergisi
  • Acıya uyanmak ya da uyanamamak / 17 Ağustos 1999
    Acıya uyanmak ya da uyanamamak / 17 Ağustos 1999
  • Yazar Aynur Öztürk ile Röportaj
    Yazar Aynur Öztürk ile Röportaj
  • 15TEMMUZ TÜRK MİLLETİNİN ZAFERİDİR
    15TEMMUZ TÜRK MİLLETİNİN ZAFERİDİR
  • Samimiyetsiz Mücahidler
    Samimiyetsiz Mücahidler
  • Lavanta Kokulu Mahmurluk
    Lavanta Kokulu Mahmurluk
  • Birbuğday başağındaki sır….
    Birbuğday başağındaki sır….
  • ŞEFFAF YELKENLİ
    ŞEFFAF YELKENLİ
  • YURTTA BARIŞ CİHANDA BARIŞ İLKESİ IŞIGINDA İLERLEYEN TÜRKİYE
    YURTTA BARIŞ CİHANDA BARIŞ İLKESİ IŞIGINDA İLERLEYEN TÜRKİYE
  •  KOLAY MATEMATİK 1+1=1
     KOLAY MATEMATİK 1+1=1




YAZARLAR

İlhan AKSU / Edebiyatçı - Yazar
İlhan AKSU / Edebiyatçı - Yazar
Eklenme Tarihi: 24 Ocak 2019, Perşembe 12:58 - Son Güncelleme: 24 Ocak 2019 Perşembe, 12:58
Font1 Font2 Font3 Font4



DİL ÜZERİNE

 

YAZILI ESERLER ÜZERİNDEN TÜRK DİLİNİN DERİN BAĞLAMI/Bu yazar kimi anlattı? Beni mi Yoksa Bizi mi ?

DİL VE İLETİŞİM

Dil, kişinin iletişim ihtiyacını gidermek, duygu ve birikimlerini aracı yolu ile karşı tarafa aktarmasında yardımcı olmak temel görevleri arasında yer alır. Dilin tanımını Hayati DEVELİ şu şekilde izah etmektedir: “Dilin esas, hatta diyebiliriz ki yegâne işlevi, insanlar arasında iletişim kurmaktır. Verici ile alıcı arasında mesaj iletme işlevini yerine getirmeyen dil, ancak ölü bir dil olabilir. Dilin bireyler arasındaki iletişimi yerine getirebilmesi, bildirişim teorisinin basit bir kuralına bağlıdır: Verici ile alıcı arasındaki uyumluluk.” Aynı zamanda dilin, her biri bir anlamı olan ve bir düzgü uyarınca eklemlenmiş, ayrıştırılabilir öğelerden oluştuğu da biliniyor.

İletişim, kişiler arasında, duygu, düşünce, bilgi ve haberlerin, öncelikli dil ile aktarımı yanında, akla gelebilecek her türlü biçim ve yolla kişiden kişiye karşılıklı olarak aktarılmasıdır. Doğan GÜNAY, “Bir bildirinin kaynak kişiden hedef kişiye belirli bir kod içinde aktarılması” olarak iletişimi tanımlar. Bireylerin iletişimi sırasında (bilinçsiz),emekten tasarruf etmek ve söyleyişte kolaylık sağlamak amacıyla bazı ses olayları, cümle içi olaylar meydana gelebilmektedir. Bu, her dilde olduğu gibi en az çaba yasası gereği birey, kendisini kolay ve akıcı bir şekilde ifade etmek amacıyla söyleyişte kısaltmalara gitmektedir. Bu kısaltmalar, birey tarafından bilinçsiz iken, cümle içerisinde dilin kendi bilinç akışı içerisinde oluşur. Yani, insan idrak ederek kısaltmada bulunmazken, insan bedeninin fiziki, kültürel ve yaşadığı çevre koşulları neticesinde söyleyişte bilinçli(ihtiyaç neticesinde) bir kısaltmaya gider. Hasane AYDIN, bu durumu “Dilde en az çaba ilkesi gereksiz tekrarlardan kaçınma zorunluluğu, estetik kaygılar gibi nedenlerle iletişim sırasında kimi birimlerin derin yapıda bırakıldığı, böylece yüzey yapıda bazı boşlukların ortaya çıktığı görülür.” şeklinde tanımlar. Dilin bünyesinde bulunan( dili, iletişimde kullananın ortaya çıkardığı psiko/sosyo etken)derin yapı ve yüzey yapıyı Kerime ÜSTÜNOVA, “Dil göstergelerden oluştuğuna göre yüzey yapı ´gösteren’, derin yapı ‘gösterilen’ olarak görülür. Yüzey, dilin gözle görülen, kulakla duyulan somut yanını oluştururken derin yapı, var sayılanı işaret eder”. Şeklinde açıklar.

Derin yapı ve yüzey yapıyı oluşturan göstergeler hakkında Leibniz,Kelimelerin kendimiz için ‘müşirler’, hitap ettiğimiz kişiler için ise ‘işaretler “olduğunu söyler. Cümle ve cümle içi birimlerin temsil ettiği şeyi tanımaya imkân veren bilgiler yüzey yapı, bunun tam tersi ise, yani temsil ettiği şeyi tanımaya imkân vermeyen bilgiler, derin yapıdır.

Derin yapı, bizim bir bakıma sözlerimizi değil, teessürlerimizi dışarı vuran mimikler ve jestlerimizin aktarımıdır. Ya da tam tersi olarak Jest ve mimiklerimiz, bizim derin yapıdaki aktarımlarımızı temsil etmektedir. Yüzey yapı ise, özellikle cümlenin en son söylenmiş veya yazılmış halini, yani gerçekte üretilmiş biçimini temsil eder. Derin yapıda bırakılan dil birimlerinin gösteriminde sözcük öbeği için sıfır birim (Ø), ek için de sıfır biçimbirim (-Ø) kullanılır. Hasane AYDIN bu durumu, “Yüzey yapıda herhangi bir işareti olmayan ancak dil denen dizge içinde var olduğu ve işlev üstlendiği kabul edilen dil birimlerini ifade eden sıfır birim / sıfır biçimbirim, söz konusu dil birimlerinin ortak göstergesidir.” şeklinde açıklar.

Hedefimiz doğrultusunda yaptığımız açıklamalar ile birlikte, Serdar Özkan’ın, “Rûmî`nin Kitabı” ve çeviri eser olan Paulo Coelho`nun “Elif” kitabını inceleyerek, yazılı ilk eserlerimiz arasında olan “Orhun Kitabeleri”yle mini bir karşılaştırma yaparak, dilimizin sosyolojik ve semantik yapısını görüp günümüzde yazılı eserlerimizde ve diğer çeviri eserlerimizde tekil mi yoksa çoğul mu olduk bunu öğrenmek istedik.

 

 

RÛMÎ’NİN KİTABI SERDAR ÖZKAN

 

Eser ,”RÛMÎ’NİN BİLDİĞİ AŞK” adlı kitabın devamı olup eserde, Rûmî ve Luna başkahramanlardır. Luna’nın, Rûmî’den kendisine bir kitap yazmasını istemesi ile Rûmî, Luna’ya “RÛMÎ’NİN KİTABI” adlı eseri yazar. Eser, farklı yüzyıllarda yaşanmış iki hikâyeden oluşmaktadır. Birinci hikaye,Rûmî’nin yüzyılında yaşamış Andalusi adlı  bir Mürşit’in hikayesi olup ,ikinci hikaye ise Luna’nın yüzyılında yaşayan ve kendisi gibi genç ,Şeyma adlı İspanyol  bir kızın hikayesidir. Birinci hikâye Andalusi’nin, yokluk ağacına çağın en büyük elmasını gömmesi ve bu elmasın yerini talebelerine anlattığı sohbetlerde saklı olduğunu söylemesi ile talebelerinin elması bulma çabası ve dergâhta bulunma amaçlarını unutması ile devam etmektedir. İkinci hikâyede ise Andalusi’nin sohbetlerinin kayıtlı olduğu defteri, José’nin bulması ve elması bulma amacı ile Andalusi’nin torunu Şeyma ile tanışması şeklinde devam etmektedir. Bu iki ayrı hikâye de Andalusi’nin, derin tasavvufi muhabbetleri ile kendi özlerine dönüşünü anlatmaktadır.

 

 

Yukarıda sıfır birim/ sıfır biçimbirim açısından incelediğimiz metnin eksiltili birimlerini, sıfır birim/sıfır biçimbirimlerini göstererek yazdık. İncelemenin sonucunda verileri yüzde olarak tablo ve grafik halinde aşağıda belirttik[1] ve metni bir çeviri eser olan Paulo Coelho ‘nunElif” kitabı ile Muharrem Ergin'in düzenlemeye aldığı “Orhun Abideleri” adlı kitapla, bazı eksiltili birimleri karşılaştırıp, psikolojik, sosyolojik ve kültürel açıdan inceledik.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Birimler

Geçen birim sayısı

Geçen birim sayısının yüzdesi

Toplam yüzde

 

Yüklem eksiltisi

12

% 0.32

 

 

 

 

 

 

% 7,12

Özne eksiltisi

76

% 2

Nesne eksiltisi

10

% 0.26

Tümleç eksiltisi

18

% 0.48

Tamlayan eksiltisi

21

% 0.56

Tamlanan eksiltisi

30

% 0.80

Cümle eksiltisi

6

% 0.16

Eksiklik

2

% 0.05

Birincil özne durumu eki

7

% 0.18

Eksiz birincil nesne durumu eki

11

% 0.29

Eksiz tamlayan durumu eki

8

% 0.21

Üçüncül tekil kişi eki

55

% 1

Emir kipi ikincil tekil kişi eki

2

% 0.05

Adı edata bağlan ad işletme eki (yalın durum eki)

6

% 0.16

Yüklemselleştirici ek

7

% 0.18

İyelik eki

5

% 0.13

Ortak kullanılan kişi ve zaman ekleri

11

% 0.29

 

   

Yukarıda incelediğimiz metinde, tabloda da görüldüğü üzere en sık derin yapıda bırakılan %2 oranı ile “özne eksiltisi” dir. Devamında ise üçüncül tekil kişi eki ve tamlanan eksiltisidir. Özne eksiltisinin, hangi anlatım türlerinde daha çok kullanıldığını incelediğimiz metinden anlamak mümkündür. Burada özne eksiltisi, sıklıkla kahraman bakış açısında kullanılmakla birlikte dikkatleri çeken ise, öznenin sıklıkla bırakıldığı derin yapılarda, nesnenin, çok daha az derin yapıda bırakılmasıdır.[2] Bunun nedeni ise, yazar bu metni, karakter/özne üzerinden değil de madde/nesne üzerinden işlemesidir. Özne eksiltisini, çeviri eser olan Elif ile karşılaştırdığımızda çeviri eserde, çok daha fazla özne eksiltisine gidildiğini gördük. Çeviri eser olan Elif de  (*) defa özne, derin yapıda bırakılmıştır. Bunun nedenini, bir çeviri eser üzerinden tanımlamak oldukça güçtür. Bunun nedenini, ancak eklemeli, çekimli(kök-gövde bükümlü) ve tek heceli dillerin eserleri incelendiğinde ortaya çıkacağını düşünmekteyiz. Ancak, incelediğimiz çeviri eser dilinin, sondan eklemeli dil olmadığını bildiğimizden ve çeviri eserin orjinal dilinde, öznenin derin yapıda bırakılma olayının çok az olduğunu bildiğimizden, çeviri eser dilinin daha ben merkeziyetçi olduğunu ve çeviri durumlarında özellikle Türkçe gibi sondan eklemeli olan dillerde, öznenin çok daha fazla derin yapıda bırakıldığını ve sondan eklemeli olan dillerde özne kullanımının cümle içerisinde vurguyu arttırmak, belirtmek için kullanıldığını da bilmekteyiz. Bundan hareketle,  bizim metin dilimizin daha sosyal, merkeziyetçilikten uzak bir yapıda olduğunu düşünüyoruz. Bu kanıyı, Orhun Abideleri adlı kitabı incelediğimizde daha iyi anlıyoruz. Orhun Abideleri adlı kitap, yaşanmış tarihimizi ele aldığından ve ilk yazılı metinlerimiz olduğundan bu inceleme çok daha değerlidir.  Bilindiği üzere Orhun yazıtları, Türk devlet adamlarının milletine hesap verdiği, milleti ilgilendiren ve milletin geleceğine yönelik mesajların verildiği, Moğolistan sınırları içerisinde bulunan Bilge Kağan, Kül Tigin ve Bilge Tonyukuk yazıtları, (720-735) Orta Asya coğrafyasında doğan medeniyetlerin gelişim tarihlerine ışık tutması açısından önemli bir yere sahiptir. Yazıtlarda, dil kültürümüzün düşünce zenginliğini ortaya koyacak önemli bulgular yer almaktadır. Zekerya BATUR ve Gülbike YILDIRIM’ın incelemelerinden hareketle Orhun yazıtları, anlama (okuma, dinleme) ve anlatma (konuşma, yazma) kavramları bakımından 122 cümleden oluşmaktadır. 122 cümle içerisinden okuma becerisine ait 4, dinleme becerisine ait 9, konuşma becerisine ait 91, yazma becerisine ait 18, konuşma-dinleme becerisine ait 18, konuşma-yazma becerisine ait 4 kavramın yer aldığı yazıtları, biz de incelediğimiz metin üzerinden yüklem eksiltisi, özne eksiltisi ve emir kipi 2. tekil kişi eki açısından inceleyeceğiz.

Emir kipi 2.tekil kişi ek birimi, incelediğimiz metin üzerinde 2 defa kullanırken Orhun yazıtlarında ise toplamda (?8 )defa geçmiştir.[3] Bu oranlar, iki metin arasında karşılaştırıldığında Orhun yazıtları, Türk devlet adamlarının milletine hesap verdiği, milleti ilgilendiren ve milletin geleceğine yönelik mesajların verildiği halde emir kipi 2. tekil kişi eki kullanımı oldukça azdır. Bu da yukarıda söylediğimiz, dilimizin daha sosyal, merkeziyetçilikten daha uzak olmasından kaynaklanmaktadır. Orhun yazıtlarında. 1. Çoğul ve 2. tekil kullanımı fazladır. 1. çoğul kullanımının fazla olması, Türk milletinin kendisini bir bütün olarak görmesi ve toplumsal yaşantıya değer vermesinden kaynaklanmış olabilir. Bunu, 2. tekil kullanımından da anlıyoruz; 2. tekil kullanımı, Türk milletinin değerlerini ve kurallarını çiğneyen, kendini merkeziyetçi yapıda gören kişiler için kullanılmıştır. Bunu, aşağıdaki cümlede de görüyoruz.

  1. Süçig sabınga yımşak agısınga arturup öküş Türk budun öltüg. Türk budun ölsiking…(1 8/ 36)

Yüklem eksiltisi açısından incelediğimizde, Orhun Abideleri kitabında 32 defa yüklem eksiltisi varken, incelediğimiz metin içerisinde bu 12 defadır. Elif adlı kitapta ise bu (¥) defadır. Bu oranlara bakıldığında eski metinimiz olan Orhun Abidelerinde yüklem eksiltisinin fazla olması,  okuyucuya iletilmek istenenden kaynaklanmaktadır.

  1. Tabgaç budun sabı  süçig Ø agısı yımşak ermiş.(1.  5/36)

    1. Tabgaç budun sabı süçig ermiş agısı yımşak ermiş.
  2. Edgü bilge kişig Ø edgü alp kişig yorıtmaz ermiş.(1.   6/36)

    1. Edgü kişig yorıtmaz ermiş edgü alp kişig yorıtmaz ermiş.

Yukarıda gördüğümüz bu cümlelerde asıl vurgulanmak istenen; Çin milletinin, ipeğinin yumuşak olduğu ve bilgiliden çok cesur kişileri yürütmediğini vurgulamak amacı ile yüklem, diğer birimlerde eksiltiye bırakılmıştır. Buradan, psikolojik ve sosyolojik inceleme yaptığımızda Kül Tigin, milletine özellikle Çinlilerin ipeklerine aldanmamalarını ve cesurluklarını her yerde göstermemeleri gerektiğini vurguluyor. Çünkü, Kül Tigin'in psikolojisini etkileyenin bunlar olduğunu ve bunlara tanık olduğunu anlıyoruz. Yani, Kül Tigin'in psikolojisinde bilgiliden çok cesur, tatlı sözden çok yumuşak ipeğin önemli olduğunu anlıyoruz. Sosyolojik açıdan inceleyecek olursak, Kül Tigin'in, milletine özellikle yumuşak ipeği vurgulaması, kendi milletinin ipeğe ihtiyacı olduğunu ve zor geçindiğini işaret ediyor olabilir. Çünkü o dönemde ve şu an günümüzde de ipek, kalitesi açısından değerli olup her evde yer alamadığını ve rahatlığı temsil ettiğini biliyoruz. İşte, buradan hareketle Türk milletinin de o dönemde durumunun çok iyi olmadığını ve Çinlilerin, bu durumu kullanarak Türk milletini kandırmasından korkulduğunu anlıyoruz. Diğer cümleyi incelediğimizde ise, cesur insan vurgulaması önemlidir. Buradan, Türk milletinin cesur ve bilgili olduğunu ama Türk milletinin, bilgiden çok cesur oluşuna güvendiğini ve bunun da başlarına bela olabileceğini vurgulamak istiyor Kül Tigin. Bunu, Zekerya BATUR ve Gülbike YILDIRIM’ın incelemelerinden de anlıyoruz. Bu incelemeye göre, “Bu durumda en çok kullanılan kavramın konuşma becerisine ait olduğu, konuşma becerisini sırasıyla dinleme, yazma ve son olarak da okuma becerisine ait kavramlar takip etmiştir” ifadesi yer almakta ve bu da bizim sözümüzü desteklemektedir. Bütün bunlardan hareketle, Türk milletinin cesur ve bilgili olduğunu fakat, cesur yönünün daha önde olduğunu ve o dönemde bir Çinli kadar rahat içerisinde yaşayamadığını anlıyoruz.[4]

İncelediğimiz metne ve Orhun Abideleri adlı kitaba özne eksiltisi açısından baktığımızda, Orhun Abideleri kitabında 299 eksiltili özne birimi varken incelediğimiz metinde ise 76 eksiltili özne birimi vardır. Orhun Abideleri kitabında özne eksiltisi oldukça fazladır. Bunun sebebi, yukarıda belirttiğimiz gibi dilimizin( yazdıranların kişiliği) ben merkeziyetçi yapısından daha uzak sosyal bir dil olması ile alakalı olabileceğidir. Psikolojik açıdan baktığımızda da narsist kişilerde bulunan ‘Ben’li  cümlelerin, sık sık kullanılması durumu yoktur. Ki bunun en güzel örneği 299 eksiltili özne birimi ve 1. çoğul kullanımıdır. Ayrıca merkeziyetçi yapıda olanların 2. tekil ile ifade edilmesi de ayrı bir örnektir. İncelediğimiz metinde eksiltili özne biriminin, Orhun Abideleri adlı kitaba oranla daha az olması sosyal, kültürel anlayışımızdan dolayı mı yoksa metnin nesne üzerine mi kurulu olduğundan kaynaklanmaktadır bilememekteyiz.

Bu metni, sıfır birim/sıfır biçimbirim açısından incelememiz ve Orhun kitabeleri ile karşılaştırılmasının sebebi, Türkçe ‘de cümle içerisinde kullanılan birimlerin incelenmesi ve aynı zamanda eski metinlerimiz arasında ne gibi değişiklikler olduğunu öğrenmemiz, bunun sonucunda da psikolojik, sosyolojik ve kültürel değerlendirmeler yapılabileceğini göstermektir.

 

KAYNAKÇA

? (tarih yok). Dil Felsefesinde Zihincilik.

ALTINÖRS, A. D. (Kasım 2015). DİL FELSEFESİ TARTIŞMALARI -Platon’dan Chomsky’ye. Bilge Kültür Sanat.

AYDIN, H. (2012). DİLDE SIFIR BİRİM VE SIFIR BİÇİMBİRİMİN KULLANIMI. Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic.

Emile, BENVENİSTE, E., & BENVENİSTE, E. ç. (1. Baskı 1995). Genel Dil bilim Sorunları. Yapı Kredi.

ERGİN, M. P. (2013). ORHUN ABİDELERİ. Boğaziçi .

KARAAĞAÇ, G. P. (2008). Dil Tarih ve İnsan. Kesit.

ÖZKAN, S. (2014). Rûmî'nin Kitabı. Artemis.

ÖZMEN, M. P. (2010). Türk Dili Üzerine Makaleler. Akçağ.

ÜSTÜNOVA, K. Y. (tarih yok). Cümleler Arası Anlam ve Biçim Bağı Sağlayan Öğeler.

 

 


[1] Yüzdelik oran, 25-.50 sayfalar arası 3710 kelime üzerinden değerlendirilerek yapılmıştır.

[2] Özne 76 defa derin yapıda bırakılırken nesne 10 defa derin yapıda bırakılmıştır.

[3] Orhun Abideleri kitabındaki birim yapılar 34-82 sayfaları arası geçerlidir.

[4] Burada Türk milletinin bilgisi yetersiz olduğu anlaşılmasın aksine edebi dili çok iyi olan bir milletin bilgisiz olma ihtimali yoktur. Bknz. Süngüg batımı (mızrak batımı) bu tasvir, batı medeniyetinin destanında yer alan “şarap rengi köpükler” tasvirine denk hatta daha hoştur. Burada sadece milletlerin ilgi alanı öne çıkmaktadır. Bu tasvirde de görüldüğü üzere cesurluğun, savaşçılığın alameti olan mızrak kullanımı ile Kül Tigin'in de cesurluk üzerinde durması elbette tabidir.


 [İA1]iki başlıktan birini seçebilirsin Serra abla.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN