BCA Times
  ÖNE ÇIKAN HABERLER
  • <strong>Altın Kalem Ödüllü Yazar Metin ŞAHİN ile Röportaj</strong>
    Altın Kalem Ödüllü Yazar Metin ŞAHİN ile Röportaj
  • Kahramanmaraş’ta 7.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi
    Kahramanmaraş’ta 7.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi
  • Yazar Prof. Dr. Dr. Naim Derebaşı ile Röportaj
    Yazar Prof. Dr. Dr. Naim Derebaşı ile Röportaj
  • Yazar Rıdvan Serin ile Röportaj
    Yazar Rıdvan Serin ile Röportaj
  • Yazar İhsan Kutlu ile Röportaj
    Yazar İhsan Kutlu ile Röportaj
  • Yazar Ümmühan Yaşar ile Röportaj
    Yazar Ümmühan Yaşar ile Röportaj
  • Altın Kalem Ödülleri Sahiplerini Buluyor
    Altın Kalem Ödülleri Sahiplerini Buluyor
  • Hayatınızı Değiştirecek 20 İnanılmaz Paulo Coelho Sözleri
    Hayatınızı Değiştirecek 20 İnanılmaz Paulo Coelho Sözleri
  • Abdülhamid Han’ın Altın Saati Açık Artırmada
    Abdülhamid Han’ın Altın Saati Açık Artırmada
  • Berlin Indie Film Awards’tan ”Leyla Hanım” Filmine Ödül
    Berlin Indie Film Awards’tan ”Leyla Hanım” Filmine Ödül




YAZARLAR

Prof. Dr. Bahattin Türetken / Yazar
Prof. Dr. Bahattin TÜRETKEN / Yazar
Eklenme Tarihi: 6 Nisan 2018, Cuma 01:03 - Son Güncelleme: 6 Nisan 2018 Cuma, 01:03
Font1 Font2 Font3 Font4



Bir Devrin Radar Hikayesi


2005 Temmuz Ayının 26. Salı Sabahı…

Türkiye, tarihinden gelen misyonun zaruriyeti olarak denizlere hakim olma sevdasına bürünmüş ve ilk yüzer savaş platformunun ilk kaynağı Tuzla Tersanesinde atılmıştı. Bu yüzer platformun adı Milli Gemi kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş ve MilGem adını almıştı. Ancak gemileri savunma ve muharebe gemisi yapan, üzerinde konuş- landırılan sistemlerdi. Bu sistemlerin milli olması en büyük arzu ve kaçınılmaz bir savunma stratejisi olarak belirlenmişti. Hatta bu yerli katkının %60 oranında olması bir hede i.
Geminin tasarım ve üretim çalışmaları devam ederken, Türk deniz subayları radarlardan en az birinin milli imkanlarla yapılmasını arzu ediyorlar ve bunu toplantılarda sürekli dile getiriyorlardı.

2005 yılının son çeyreği, TÜBİTAK UEKAE ikinci kat büyük toplantı salonu…
İstanbul Tuzla Tersane Komutanlığı ve Sahil Güvenlik yetkilileri ile TÜBİTAK bilim adamları MilGem’de bulunacak milli sistemler üzerine toplantı yapıyorlar. Toplantı “radar” konusunu kapsamıyor. Çünkü MilGem’in radarları MilGem Silah Sistemleri sağlayan Konsorsiyum
tarafından yurtdışından temin edilecekti. Ancak radarların bir savaş sisteminde ne kadar önemli olduğu ve bunların milli olması gerektiği hususunda görüşler sürekli dile getiriliyordu.

Ne yazık ki, bu radarları milli imkanlarla yapabilecek savunma sanayii kuruluşlarının yoksunluğu serzenişi hakimdi. Bundan dolayı da her toplantıda bu konu gündeme gelir ve o zamanki UEKAE’nin çalışma konuları arasında olmadığı için herhangi bir eyleme geçilmezdi. Toplantıda TÜBİTAK, MilGem’de yapa- cağı işlerle ilgili çalışma ve kabiliyetlerini anlatmış, ilk mola verilmişti. Kahvesini almış toplantı salonuna geçmeye çalışan bir deniz subayı, TÜBİTAK UEKAE Müdürü Önder Yetiş Bey’e “Neden bu radarlardan birini siz yapmıyorsunuz?” diye sormuştu. Önder Bey, önceliği TSK’nın güvenli haberleşmesine yönlendirdiği ve seçkin araştırmacılarla oluş- turduğu bir enstitüde daha önce yapılmayan ilkleri defalarca yapmıştı. Ancak, konunun yeniliği ve zaman darlığının baskısı, onda “yaparız” haykırışını engelliyordu. UEKAE Md. Yardımcısı Alparslan Babaoğlu, sürekli karşısına gelen bu konudan etkilenmiş “yaparız aslında” fikri kendisinde oluşmuştu. Ancak bir ilk kıvılcımın ateşlenmesi ve “derin suların” olduğu uzun bir yolculuğa demir almanın başlatılması gere- kiyordu. Toplantıya katılan araştırmacı ve yetkililerin gözlerinde bir ışıltı oluşmuş, bu ışıltı heyecan ve özgüvene dönüşmüş “yaparız” fikri bütün sinelerde belirmişti.

… Ve halk dilinde “hayalet radar” olarak bilinen GEMRAD projesi UEKAE iç kaynakları ile başlamıştı. Öyle bir başlangıçtı ki, dışardan temin edilen süre içinde tamamen milli kaynaklarla bir radar yapıla- caktı… Onun için kaybedilecek zaman yoktu. Grupların oluşması ve işe başlanması gerekiyordu. Milli duyguları zirve, motive olmuş, genç ve dinamik beyinlerden oluşan gruplar hızla oluşturulmuştu.

 

MİLGEM silah sistemlerini tedarik eden Konsorsiyum, radarları yurt dışından temin edeceğini belirtmiş ve tekli er toplanmıştı. UE- KAE de 30 yıllık radar firmaları karşısında “Ben de varım” diyerek konsorsiyuma teklif vermiş ve iki yıl gibi kısa sürede ürünü tasarlayıp teslim edeceğinin teminatı altına girmişti. Verilen tekli ere bakıldığın- da TÜBİTAK’ın teklifi meblağ olarak oldukça düşük kalmıştı. Düşük fiyata bunu yapabileceğini iddia eden TÜBİTAK radarı da o zamana kadar Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından diğer gemilerinde kullanılan ve konsorsiyumun da tedarik etmeyi planladığı aynı radara göre çok yüksek performansa sahip olacaktı. Buna kimse inanmadı ve kısa sürede bu işin başarılacağını tahmin edemedi.

 

İşte bu istekler zorlu günlerin başlaması demekti. Örnekleri Türk tarihinde daha önce oluşmuş benzer olaylar gibi, bir düzine mühendis “Türk insanın makus talihine karşı” bir meydan okuma olarak algıladı ve işe başlandı. Bu iş için deneyimli, insani özellikleri yüksek Feyzullah Yayıl proje yürütücüsü olarak belirlendi. Proje dört ana iş paketinden oluşturuldu: RF donanım, Anten, Analog ve Sayısal Donanım, Sinyal İşleme ve Algoritma. Bunun yanında üretim ve test ekipleri de destek vermekteydiler. Ayrıca Proje kapsamında ODTÜ’den Prof. Dr. Altun- kan Hızal ve ekibinden danışmanlık hizmeti alınmıştı. Bu gruplardan sadece RF donanım ekibinin deneyimi vardı. Anten grubu ise benim başkanlığımda yeni oluşturulmuştu. Ekiplerin ortak özelliği, yurt dı- şında benzer işleri yapan gruplardan oldukça az sayıda kadroya sahip olmalarıydı.

 

Bu projeyi diğer projelerden ayıran en önemli özellik ise çalışma- ların ve gelişmelerin günlük takip edilmesi ve mini toplantılarla irde- lenmesiydi. Proje ofisi ve laboratuvar iç içe konuşlanmış eski UEKAE binası ikinci katta yer almaktaydı. Bu koridor aynı zamanda Önder Bey’in günde en az iki kez kullandığı koridordu. Her geçişte mutlaka laboratuvara uğrar, çalışmalara bakar, çıkan sorunlarla ilgili tartışırdı. Her iş paketiyle direk ilgilenirdi… Bazen bir tedirginlik oluşurdu, bazı teknolojilerin “know-how” ile yurt dışından alınabileceğini söylerdi. Bir keresinde bir ülkeyle ile ikili ilişkilerimizi geliştirmek üzere oluş- turulan bir çalıştayda GEMRAD radarı anteninin “know-how” ile o ülkede yaptırılması gündeme gelmişti. Teklif istendi. Verilen tekli eki fiyat inanılmazdı: Bir milyon dolar! Teklif kağıdı elimde, yine koridorda karşılaşmıştık. Teklifi görmüştü. Ne yapalım diye sormamı beklemeden, “Ne düşünüyorsun?” diye o bana sordu. Oldukça yüksek olduğunu söylediğimde o hiç tereddütsüz “Başla, burada yap” dedi. Ve öyle de oldu. Türk mühendislerine o özgüven verildiğinde, sağlam iradeyle destek sağlanırsa yapılamayacak hiçbir şey olmadığını öğrenmiş olduk ekip olarak.

 

—-
İşte bu istekler zorlu günlerin başlaması demekti. Örnekleri Türk tarihinde daha önce oluşmuş benzer olaylar gibi, bir düzine mühendis “Türk insanın makus talihine karşı” bir meydan okuma olarak algıladı ve işe başlandı. Ve her gün istinasız “Bugün ne oldu? Ne yaptınız?” gibi sorularla gecesi gündüzü olmadan bizimle birlikte bu çalışmalara devam etti… UEKAE’de başlayan radar çalışmaları, savunma sanayii firmaları arasında şaşkınlık yaratmış ve heyecanlı bir bekleyiş başlamıştı. Bazıları buna daha önce teşebbüs edildiği ancak başarılamadığı için “başarısız” olacağını düşünürken, bazıları da işin ciddiyetini fark etmiş, T.C. dev- letine, değişik tekli erle çalışmanın önünü kesme adına girişimlerde
bulunmaya başlamıştı.

Günler ve saatler önemli hale gelmiş ve ilk prototip şekillenmeye başlamıştı. Proje başladığından 300 gün sonra Sahil Gözetleme Radar (SAGRAD) prototipi ortaya çıktı. Ve bu prototip, GEMRAD yarıklı dalga kılavuzu anteni ile Ankara IDEF07 savunma sanayii fuarında sergilendi.

Fuarda yerli ve yabancı birçok savunma sanayii uzmanları şaşkın- lık içindeydi. ‘TÜBİTAK’ın radar işinde ne işi var’ sorusuna takılmış durumdaydılar. Hele bazıları, ‘Gerçek mi yoksa fuar için fiberglastan yapılmış bir simüle ürün mü?’ diye şüphe ediyorlardı. Komutanlar mut- luydu. Radar çalışıyordu. Ve hatta diğer prototip körfezi tarıyor, anlık veriyi Ankara fuar alanına aktarıyordu. Yeri gelmişken söyleyeyim, ilk taranan ve sinyalin ilk geldiği burun, şu anki Osmangazi Köprüsünün yapıldığı burundu. Sisli bir havada körfezin iki yakasının bu kadar yakın olduğunu işte kendi yaptığımız bu radarla izledik.

Ve 2007’nin ilk çeyreğinde LPI (düşük fark edilebilirlik) özellikli, yani işlevini yaparken düşman gemisinin radarına yakalanmayan hayalet radar”ın prototipi de hazırdı. Tabii prototiple iş bitmiyordu. Bunu herkese inandırmak zorundaydık. Bu şaşkınlığı gidermek lazımdı. “Hodri meydan, buyurun, TÜBİTAK Gebze Yerleşkesi’ne gelin” dendi. SSM, DzKK, SGK, Denizcilik Müsteşarlığı ve STM katılımıyla radarın kısım kısım testlerinin yanı sıra gerçekleme testleri de yapıldı. Ve bu da yetmedi, deniz testlerine çıkıldı. RKA’sı düşük bir balıkçı teknesi ile körfezde defalarca tur atıldı. Benzerlerinden çok üstün özelliklere sahip olduğu teyit edildi. Deniz subaylarından bazıları, Feyzullah Bey ve bana yaklaşıp “Bu kadar ayrıntılı testleri hiçbir radara yapmadık” dediler. “Bize neden yaptınız?” diye sorunca “Eee hocam siz niye radar yaptınız?” diye gülümsediler.

Teknede bulunan tecrübeli Teknisyen Ali Yumrutaş’ın (merhum) testler bittiğinde mutluluğu gözünden okunuyordu. Testler bittikten sonra tekneyle oldukça fazla balık tutmuş olduklarından, “Hocam hiçbir zaman körfez bu kadar cömert olmamıştı” dedi. Çalışma her yerden takdir almıştı. Yapılanın balık da farkındaydı, Hâlık da.
2008’in ilk çeyreğinde, her türlü testten geçmiş, yağmurda, siste, karda, çamurda çalışabilen GEMRAD endüstriyel modeli ortaya çıkmıştır. İlk prototip hala TÜBİTAk Bilgem’de mevcuttur.

Ya sonuç?

Merak ediyorsunuz değil mi?

MilGEM için LPI özelliği olan radar yapmak için yola çıkılan bu serüvende, bu radarla birlikte iki radar daha -SAGRAD -Sahil Gözet- leme Radarı ve LimRAD – Liman Radarı- tamamen milli imkanlarla tasarlandı, üretildi ve testlerden geçildi. Daha sonra geliştirilen, hava- alanında kuşları tespit eden ve uçakları bilgilendiren KuşRAD projesi bu bilgi birikiminin ürünüdür.
Otuz yıllık radar firmalarının hazır ürünlerinin teslim süresi gibi kısa bir sürede bu projeler tamamlandı.

Gemi için yaptığımız Radar, TÜBİTAK yerleşkesinde kulede kaldı. Döndü durdu. Körfezi gözetledi. Şu an hala orada mı bilmiyorum..

Türkiye’ye radar satan firmalar fiyatları yarıya, hatta üçte birine indirdi.

MilGem’e benzer bir radar takılmasına vesile oldu. 

Bir “devrim arabası” hikayesi de defalarca olduğu gibi, bir “devrin radar hikayesi” olarak tecelli etmiş oldu.
Ümidimiz, böyle yaşanmış gerçekliklerin sonuçlarının artık eko- nomik faydaya dönüşeceği yeni hikayelerin tekerrür etmesi.
 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN