BCA Times
  ÖNE ÇIKAN HABERLER
  • Yazar Nuray Dülgar ile Röportaj
    Yazar Nuray Dülgar ile Röportaj
  • Quentin Tarantino, Bir Zamanlar… Hollywood’da romanına dair ipuçları verdi
    Quentin Tarantino, Bir Zamanlar… Hollywood’da romanına dair ipuçları verdi
  • Ressam Vincent Van Gogh kulağını neden kesti? Van Gogh şizofren mi dahi miydi?
    Ressam Vincent Van Gogh kulağını neden kesti? Van Gogh şizofren mi dahi miydi?
  • Nuri Bilge Ceylan’ın Kuru Otlar Üstüne adlı yeni filmine 470 bin euro destek
    Nuri Bilge Ceylan’ın Kuru Otlar Üstüne adlı yeni filmine 470 bin euro destek
  • ”Türk’ün Gizlenen Bilgisini Arayan Türk” Romanının Yazarı Hani Astolin ile Röportaj
    ”Türk’ün Gizlenen Bilgisini Arayan Türk” Romanının Yazarı Hani Astolin ile Röportaj
  • Yazar Yiğit Caner Ertoşi Kimdir?
    Yazar Yiğit Caner Ertoşi Kimdir?
  • THE  FRENCH DREAM’S ARMOR: MACRON  
    THE  FRENCH DREAM’S ARMOR: MACRON  
  • Türk öğrenciye Cannes’dan ödül
    Türk öğrenciye Cannes’dan ödül
  • ‘Dara Antik Kenti üç yıl içinde UNESCO Listesi’ne girecek’
    ‘Dara Antik Kenti üç yıl içinde UNESCO Listesi’ne girecek’
  • Kutsal Emanetler’in gizli yolculuğu belgesel film oluyor
    Kutsal Emanetler’in gizli yolculuğu belgesel film oluyor




YAZARLAR

Yeşim Özdemir / Yazar
Yeşim ÖZDEMİR / Yazar
Eklenme Tarihi: 31 Ocak 2018, Çarşamba 13:45 - Son Güncelleme: 31 Ocak 2018 Çarşamba, 13:45
Font1 Font2 Font3 Font4



Bir de, defne yaprağına ağlayan bir yürek işte…

 

 

 

 

Yarım kalan defne yaprağının sevdasını bilir misin?

Defne yaprağının ağzından,

yarım kalan, çektiği sevdayı dinle o zaman.

Bir zamanlar der,

yarım bırakmışlığınla kurudum, kaldım bir kutuda.

Arada biri açıyor o kutuyu, beni çıkarıyor, 

eline alıp gözyaşlarını akıtıyor üzerime.

O zaman can buluyorum bir sevdada 

ve yüreğimden dökülüyorsun işte böyle seni anlatan dizelerime.

Bu gece de böyle.

Bir kuru defne yaprağı senden geldiği için bu kadar kıymetli işte.

Bu gece öpüyorum, defneyi nereye diksem diye yer arayan gözlerinden.

Boynu bükük kalan defne;

boynumun büküklüğü,

ellerinin yokluğunda su veremediğin günler için, uzaklarına dalan gözlerindendir der.

Bana kalan defne yaprağı için 

kutudaki gizli bir duanın adısın. 

Bir gün,

yüreğimdeki duanın sesi susar da yazamazsam,

anla ki senin için yüreğim, 

senin yüreğinle gözlerimi her şeye kapattığım bu dünyadan göçmüştür.

Demiştim ya ölümü düşürmediğim dilimle bir gün, 

her ölüm ölümü istemek demek değildir ki.

Bazen ölmeden de göçersin görmek istemediğin kötülerin dünyasından.

Dünya kötülerin olsun, 

senin de, olsun dediğini duyar gibiyim.

Benim dünyamda iyiliği sonsuz olan bir yüreğin ölümsüzlüğü var. 

Kanardım ben senin her sözüne. 

Kanardı yüreğim senin her sözüne.  

Kandığımda yarım kalan defneyle seni gözyaşlarımla anınca, 

kalbimden acı sözleri öyle dökerdim senin de yüreğine.

Kalemimi elime her aldığımda acı acı dökülürdü yüreğim o an. 

 

 

Dilim söylese de her kandığımda yarım kalırken acı sözlerimle,  

kanardım ben yine de içten içe inandığım kalbine her an.

Ben kanayan yüreğimle yazdıklarımı okudum önce.

Neler, ne günler kaldı kâğıtlarda.

Sen yine de kanayan kalbimin dilime söylettirdiklerini düşünme.

Boş ver sen acıyan kalbimi yine.

Acısını, acısıyla sevdiğim sendin yüreğimde.

Acıyan kalbimle öpüyorum, defnenin toprağına yer arayan gözlerinden.

Öyle özledim ki ucu bucağı nedir ki, 

sözü az kalır yüreğimin içindeki hasretine.

Olsaydın da koşsaydım pencereye sen geçince o yoldan.

Bazen bir saniye için, bazen de topla saniyeleri saatler olması için

beklediğim vakitlerde odanın ışığının sönmesini pencerenin önünde.

Sonra bir gün gittiğine inanmak istemeyen defnenin yalnız kalmış haliyle, belki yalandır gidişi,

bir daha geçersin diye ne çok bekledim senden sonra günlerce.

Bakıp bakıp ne çok ağladım bir gül ağacının karşısındaki uzağımda duran defneye.

Anlayacağın yokluğunda seni düşündüm de,

ne çok sevdim bir bilsen dediğini duyar oldum defneden de.

Kıskanmış defne karşısındaki gül ağacını.

Tam karşısında duran bir gül ağacı dikmiştin.  

İlk gün gibi aklımda gül ağacının gülünü de elinle koklattığın.

Bir de defne ağacının yaprağını elime sıkıştırmıştın yıllar önce aynı gün.

Yarısını sana göndermiştim sana yazdığım bir defterin içinde.

Sende durur mu bilmem ama yarısı hâlâ bende,

bir kutu içinde senden kalan tek hatıran diye.

Yarım kalan defne yaprağı anlatıyor bu gece sana sensiz geçen günleri,

yarım kalmışlığıyla; defne yaprağının sevdasını bilir misin? 

Diyor ki sana,

Sen,

böyle kalkıp da gittiğin gibi,

şimdi de seni nasıl sevdiğimi anlat defnenin yüreğine.

Ben de

Allah’ın bana sen dolu var ettiği kalbimi ve seni anlatayım yüreğime.

Dökülsün hepsi, dünyalara sığdıramadığım kalbimi bıraktığım bir dört duvar içine.

Olsaydın da koşa koşa gelseydim anılarımın kaldığı o dört duvarda aynı bulsam seni de.

Bir söz, sarıldığında defneye ‘‘keşke senin hayatına girmeseydim’’.

Defne öyle düşünmüyor bilesin.          

Sarılsan sen yine,  

sımsıkı sarmaşıkların ağaçlara sarılıp hiç bırakmadığı gibi.

Sen yokken gidip uzaktan baktım ben de,

Saniyeleri topla, saatler yap, bekledim işte, belki yine çıkarsın diye o kapıdan sessizce.

Umudumu yüreğime koydum, el salladım sana.

Sonra ha döndüm baktım arkama, uzaklaşana dek o kapıya.

Orada olsaydın, bana yine kızsaydın,

bağırıp çağırsan da ben yine koşa koşa gelseydim kapına.

Beklerdim ben balkonda, ait olduğumu bildiğim senin yüreğindi, 

sana ait olduğumu duyduğum aynı sözü duyana dek, 

bilsem geleceğini secdeye durur beklerdim ellerimi açıp da Allah’a, 

soğuk demeden o yollarda.

Bilirdim ki sen sarıldığında yeniden can verirdin sıcak olurdu yüreğim.

Bakıyorlar mı, 

diktiğin ağaçlara, çiçeklere, en çok da defneye?

Elimdeki yaprağa döktüğüm gözyaşlarım gibi onları da sulardım.

Kurutmasalar bari ellerinin değdiği her şey bizim için çok önemli.

Bayramlarda söylediğim içtenliğimle ellerinden öpüyorum bu gece.

O ellerinin değdiği, ellerinden verdiğin her şey öyle değerli işte. 

Gidişinle ben de koca bir taş değil,

Kocaman bir dua bastım bağrıma. 

Sessizce bütün kırgınlıklarımı doldurdum içime öylece.

Helal edilmeyen insanlar, havale ettiklerim elbette var.

Eskiden bir sen kaldın, yeniden de, bir de yarım kalan defne yaprağı.

Yüce Allah’ın izniyle hep sen varsın bu yürekte. 

Bir de öylece bıraktığın defne yaprağına ağlayan bir yürek işte.

Ey Allah’la aramdaki koca sırrım!        

Böyle açsam, versem eline, okusan senin duan ile inleyen kalbimi,

her kelimesinde bir Allah’ı, bir de sen olan senli dualarımı.  

Allah’ın seni bana nasıl sevdirdiğini konuşsaydı şu yüreğim sana,  

bir gün kendimi sana anlatsam anlar mıydın ki

gitmeden sonsuz uzaklara?

Senden öncem yoktum desem, 

senden sonramın olmadığı hiç olmayacağı gibi.

Hoş görseydin kalemimin acıyan kalbiyle defneyle dertleştiğindeki kırgınlığını, 

korkularımın telaşını bilirsin, varsa bilmediğim hatalarımı,

hepsi yarım kalan defne yaprağının üzüntüsünden.

Hoşgörü Allah’tandır, Allah’a duyduğun sevdadandır.

İnsan sevdasına bu dünya için yalan söyler mi? 

Yalan söyleyeni hiç Allah affeder mi?

Allah ile kaynayan bu içimden sana bir daha dua ettirir mi? 

Yalan karıştırmadan geldiğimiz kapıdan,

gitmeliydim uzaklara diyerek,

yalan karıştırmadan yarım döndük o kapıdan defneyi de bir kutuya koyarak.

Kutu mu?

Ben nereye, kutu da oraya hiç ayrılmadık hatıralarınla.

Nasıldır bir bilsen,  

bir daha sana dua edememenin korkusuyla kalabilmek ayakta bu hayatta. 

Yalan değil hiçbir sözüm sana.  

Ben hep doğru oldum Allah’tan gelen dualarımla sana.

Niye Allah’ım diyecek oluyorum bazen. 

İmtihanım, defne yaprağının üzerine gözlerimden akan yaşlardan süzülüyor.

Öpüyorum hem her bayram olduğu gibi ellerinden, 

hem defnenin toprağına yer arayan gözlerinden.

Gideceğini bilsem gözyaşlarımı bir kovaya doldururdum dökerdim ardından.

Yüreğime düşen acıyla senden sonra her yaprakta bir dua bastım bağrıma.

Umuduna umudumu bağladığım, 

umudumun, umudunun yokluğundaki günlerin ardından sonra bir dua bastım bağrıma.

Ben her gün defne ağacının altında ağlasam da kurumasa,

o yolda yürürken, 

karınca yuvalarına ekmek koysam onların dualarını alsam da, 

bari bu dünyadan benden önce gitmesin diye yalvarsam Allah’a.

Kapının önünde dursak yine, 

gök delinmiş gibi yağmur yağsa izlesek.

Sen yine sevinsen tüm ağaçlar sulandı diye.

Ben karşında hiç yemek yemesem, utansam yine, 

razıydım seninle sadece su içmeye.

Ya da ben dolu dolu ağlasam o gece yağan yağmur gibi.

Sulasam bütün diktiğin ağaçlarını, gülü, defneyi.

Gitmeliydim dediğim gün, gitmeliydim evet.

Önünde dursam peki şimdi gözyaşlarımla sırılsıklam olsam, 

sonu olmayan o yola gider miydin?

Yok yok, 

ben bu gece ayaklarının altından öpüyorum

Gelir misin demiyorum.

Beni de alır mısın  

gittiğin o sonsuz uzaklara?

Allah için söz veriyorum, 

Allah’tan başka kimsesi olmayan kalbimle şimdi sana.

Senden öncemde yoktum, 

sonramda olduğum gibi kalan yüreğimle,

Yarım kalan defne yaprağını ve beni de alır mısın yanına?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN