BCA Times
  ÖNE ÇIKAN HABERLER
  • <strong>Altın Kalem Ödüllü Yazar Metin ŞAHİN ile Röportaj</strong>
    Altın Kalem Ödüllü Yazar Metin ŞAHİN ile Röportaj
  • Kahramanmaraş’ta 7.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi
    Kahramanmaraş’ta 7.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi
  • Yazar Prof. Dr. Dr. Naim Derebaşı ile Röportaj
    Yazar Prof. Dr. Dr. Naim Derebaşı ile Röportaj
  • Yazar Rıdvan Serin ile Röportaj
    Yazar Rıdvan Serin ile Röportaj
  • Yazar İhsan Kutlu ile Röportaj
    Yazar İhsan Kutlu ile Röportaj
  • Yazar Ümmühan Yaşar ile Röportaj
    Yazar Ümmühan Yaşar ile Röportaj
  • Altın Kalem Ödülleri Sahiplerini Buluyor
    Altın Kalem Ödülleri Sahiplerini Buluyor
  • Hayatınızı Değiştirecek 20 İnanılmaz Paulo Coelho Sözleri
    Hayatınızı Değiştirecek 20 İnanılmaz Paulo Coelho Sözleri
  • Abdülhamid Han’ın Altın Saati Açık Artırmada
    Abdülhamid Han’ın Altın Saati Açık Artırmada
  • Berlin Indie Film Awards’tan ”Leyla Hanım” Filmine Ödül
    Berlin Indie Film Awards’tan ”Leyla Hanım” Filmine Ödül




YAZARLAR

Kerim Mete
Kerim METE / Yazar - Ziraat Mühendisi
Eklenme Tarihi: 3 Nisan 2018, Salı 15:16 - Son Güncelleme: 3 Nisan 2018 Salı, 15:16
Font1 Font2 Font3 Font4



Ayasofya’ya yeni bir Fatih mi gerekli ?

 

M.S 360 tarihinde burada   mabed olarak ilk kez ahşap bir kilise  yapılmıştır. Çeşitli zamanlarda  el değiştiren bu yer  her defasında harap edilmiş ve  sonra yeniden onarılarak ibadete açılmıştır. Bu döngü devam edip gitmiştir. 1402 yılında tamamen harap halde iken, Fatih İstanbul’u feth etti.

 

Fatih, şehre fetih günü girmedi. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u 27 Mayıs günü fethetti. Ecdadımızın cari âdetine göre, bir şehir feth olunduğunda, fethi yapan Hünkâr veya Kumandan, ancak Cuma günü şehre girer, o zamana kadar mahallin Cami haline çevrilen en büyük kilisesinde, Cuma namazını eda ederdi. Fatih Sultan Mehmed de, 30 Mayıs cuma günü şehre girdi. Ayasofya kilisesi temizlenmiş, kubbenin sağlam kalmış kısmının altı namaz kılınacak hale sokulmuş, muvakkat bir mihrab oturtulmuştu. Akşemseddin Hazretlerinin imametinde, Fatih Sultan Mehmed Cuma namazını eda ettiler. Bu andan itibaren Ayasofya kilisesi, Ayasofya Camii olmuştu.

 

19. y.y.a kadar, her bir Hünkarın zamanında, gerek Camiin ibadethane kısmına, gerek binanın diğer bölümlerine, avlusuna bahçesine, birbirinden nefis Türk mimari, eserleri eklenmiş, bina tamamen bir Türk sanat abidesi olmuştur. Bu müddet zarfında Bizans'tan kalma mozaik tablolar korunmuş, hatta bazılarının, zelzeleler yüzünden dökülmüş olan kısımları boyalarla tamamlanmıştır. 18. y.y.'da mozaikler deki bazı insan tasvirlerinin yüzleri hafif beyaz badana ile kapatılmıştır

19.y.y  başlayan felaketli yıllardan sonra 20.y.y başlarına kadar bir çok savaş ve sıkıntılı süreçlerle bir çok eyaleti kaybetmemiz, her alanda harap olan değerlerimizde olduğu gibi Ayasofyanında payına düşeni aldığı halde bakımsız ve ibadete yakışır kutsal değer ortamını kaybettiğini görürüz. Cumhuriyetin ilanından ve devletin biraz toparlanmağa başlamasından sonra, Ayasofya'nın da restorasyon ve tamirleri düşünüldü, ibadethane kısmı, dışı, avlu ve bina etrafını ihya ve müze haline sokmak faaliyetlerine girişildi.

 

1934 yılında şimdiki adıyla Milli Eğitim bakanlığı olan Maarif Vekaleti Abidin Özmen Bey Ayasofyanın mozaiklerinin ortaya çıkarılması için 1932 yılında kendisine izin verilen Amerikali Thomas Wittemore nin çalışmalarını yerinde izlerken gördüğü eserler hakkında bilgi vermek üzere Atatürk’e sunduğu teklifinde, mabed dişindaki yerlerinde ihya edilip bir müze halinde halka açılmasını teklif eder. Atatürk bu konuyu uzman bir heyete incelettirip raporun sonucuna göre hareket etmenin gerektiğini bildirir. Ve nihayetinde Abidin Özmen, İstanbul Müzeleri Müdürü Aziz Ogan başkanlığında sekiz dokuz kişilik bir komisyon kurup konuyu havale etmişti. Heyette Tahsin Öz, Efdalettin Bey, Prof. Osman Ferid, Alman Prof. Erckhard-Ungar gibi uzman isimler vardır

 

Komisyon raporunda kısaca Caminin kapatılmasının ve yerine Bizans eserlerinin müze olarak açılmasını önermektedir.

 

Çok hazindir ki bu komisyon raporuna itiraz eden ve cami olarak kalmasını isteyecek olan komisyonun yabancı üyesi olan Alman Profesör Erckhard Ungar'dır

 

1934 yılında bir Bakanlar Kurulu Kararı çıkartılmıştır. 14.11.1934 tarih ve 94.041 sayılı tezkeresinde şu cümlelerle ifade edilmektedir.

"… eşsiz bir mimarlık san'at abidesi olan İstanbul'daki AYASOFYA CAMİİ'nin tarihi vaziyeti itibariyle müzeye çevrilmesi, bütün "ŞARK LEMİNİ SEVİNDİRECEĞİ" ve insanlığa yeni bir ilim müessesesi kazandıracağı cihetle, bunun müzeye çevrilmesi, çevresindeki Evkafa ait dükkanların yıktırılması ve diğerlerinin de Evkafça istimlak edilmek suretiyle güzelleştirilmesi ve tamiri ve daimi muhafazası, masraflarına karşılık da, Evkafça, bu sene ve gelecek seneler bütçelerinden muayyen bir para ayrılması hakkında bir karar ittihazı istenilmiş ve Evkaf Umum Müdürlüğünden yazılan 7.11.1934 tarih ve 153.197/107 sayılı mütaleanamede…

 

 Bu tezkerede geçenŞARK LEMİNİ SEVİNDİRECEĞİ” sözünden kasıt caminin kapatılması değil etrafının düzenlenmesi bir kısmında eserlerin görülebileceği ama Müslümanlar için yani doğu halklarından kasıt İslam aleminin de memnun olacağı bir projeden bahsedilmektedir.  Aksi taktirde maksat caminin kapatılması amaçlanmış olsa idi, şark değil garbın sevinmesinden bahsedilmesigerekecekti.
Cami kısmının tamirini yapabilmek için 1935 başlarında ibadet kısmı "GEÇİCİ" olarak ibadete kapatıldı Bu muvakkat kapatılma tarihine kadar, 481 sene, cami Kur'an-ı Kerim tilaveti ve Ezan sesleri yankıları ile yaşamıştı. Ayasofya bugün aynı sesleri yeniden duymak hasreti içindedir.

 

Yukarıda sözü geçen Bakanlar kurulu Kararı Resmi gazetede yayınlanmamış Devlet sisteminden numara almamış halde işleme konmuş görünmektedir.

 

Atatürk öldüğünde Ayasofya nın restorasyon işlemleri hala devam ediyor idi. Wiltemore nin çalışmaları bittiğinde yıl 1939 u gösterirken tek parti dönemin Mili Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel sahneye çıkarak,1934 tarihli bakanlık tezkeresinin üzerine KARARNAME en altına da Atatürkün ad soyad baş harflerini yazarak konunun Atatürk tarafından titizlikle takip edildiğini ve Atatürk ün camii müze yapmakta israrcı olduğunu söyleyecektir. Bu uydurma Kararname ve uydurma  isim ile tek parti zihniyetin genetik şifrelerindeki hastalıklı ruhu ,Atatürk e mal edip kurtarmaya çalışmıştır.

 

Tek partı döneminde değil Ayasofyanın açılmasını beklemek, bir çok caminin kapatılmasına imza atıldığını görmekteyiz.

 

Konu böylece uyudu ve küllendi. Zaman zaman bu küller boşuna eşelenmek istendi. Yıllar geçti. Ecevit-Erbakan koalisyon Hükümeti iktidarda iken, nasıl yıllardır küllenmiş Kıbrıs davamızı bir çırpıda hallediverdi ve milletin minnetini kazandı ise, Ayasofya'yı da, "müzelik haline halel getirmeden, Cami bölümünü ibadete açar" diye bir ümid belirdi.
Ama ümitleri boşa çıkaracak Ecevitin sözü çok geçmeden geldi. Müslümanlar içerisinde resim bulunan yerde namaz kılmazlar diyerek topu oyun alanının çok uzağına anlamsız bir çayırın ortasına fırlatmış oldu.

 

Demirel döneminde yeniden umutlar yeşerdi Ayasofyanın ibadete açılmasını bekleyen halk, ne umdu ne buldu mealinde taş çıkaracak bir kararla Ayasofyanın ibadete en uygunsuz olacak küçücük bir bölümünü ibadete açarak kımsenin ördeklerini ürkütmeyecek kararla kendince bir açılım yapmıştır.

 

1982  ihtilalinde bu açık olan bölümde kapatılarak yeniden karanlık Ayasofya nin tarihine dönülmüş, Fatih ini beklemeye koyulmuştu.

 

Ayasofyanın, ne açılması kiyamet kopartacak sonuçları doğurur nede  açılmasını gerektirecek  İslam-i kutsaliyetle zorunluluk vardır. Ancak İslam ordularının en şereflisi ve İslam’a hizmet eden ordunun şerefli milleti Dünya ya İslam ı payidar kılmak için yaptığı seferlerde her fethin sembolü olarak orada namaz kılıp ezan okutması ile taçlandırmıştır. Hele hele sabah ezanı, o  beldenin İslam beldesi olduğunu işaret eden karanlığın içinden günü aydınlatan semboludur.

 

İstanbul, Cumhurıyetin  kurulması ile İslam beldesi olmaktan mı çıkarıldı?  Tüm belgeler Ayasofyanın bir diyet olmadığını göstermesine karşın Ayasofyanın üzerinde bu kadar korku salınmasının nedeni nedir o zaman?  Ecdadın yerine yeniden İstanbulu fethetmeye hazır milyonlarca Müslüman, Ayasofyanın  Fatihi olmak için günde beş vakit ibadet edasında görkemli ,şanlı ve bir o kadarda ecdadının ruhunu hissederek Rabbine dua  etmeye hazır keşifler yaparcasına Ayasofya etrafında nöbet tutmaktadırlar.

 

Ne yeni bir fetih nede yeni bir Fatih gerekmez. Çünkü Fatihlerimiz de var fetihlerimizde… Elhamdülilah.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN