ÖNE ÇIKAN HABERLER

Altın Kalem Ödüllü Yazar KURTULUŞ BAŞTİMAR ile Röportaj
Eklenme Tarihi: 30 Ekim 2021, Cumartesi 02:50 - Son Güncelleme: 30 Ekim 2021 Cumartesi, 02:50
Font1 Font2 Font3 Font4



Altın Kalem Ödüllü Yazar KURTULUŞ BAŞTİMAR ile Röportaj
Yazmak, mücadelesi olan ve insanlığa karşı söyleyecek sözü olan insanların dilidir. Yıllar sonrasına, asırlar sonrasına seslenebilmektir yazarlık. Kelimeleri örgütleme sanatıdır diyebilirim yazarlık için. Yazarlık, kendi kültüründe ve mücadelende derinleştikçe uluslararası boyut kazanan bir yolculuktur.

S. Serra Erdoğan : Merhaba, ilk olarak kendiniz hakkında bizi biraz bilgilendirir misiniz?

Kurtuluş Baştimar : Elbette. Ben, insan hakları hukukçusuyum. 2018 yılında Maastricht Üniversitesi, Avrupa hukuku bölümünden mezun oldum ve eğitimim boyunca insan hakları alanında uzmanlaştım. Uluslararası insan hakları davalarını Birleşmiş Milletler İnsan hakları mekanizmalarında temsil ediyorum. İnsan hakları ihlal edilen mağdurları özellikle yazarlar, insan hakları aktivistleri, düşünce suçlularını Iran, Belarus, Vietnam, Küba, Pakistan, Bahrein, gibi ülkeler başta olmak üzere BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunda temsil ediyorum gönüllü olarak. Küba’dan temsil ettiğim müvekkilim Luis Manuel Alcantara, Times dergisi tarafından 2021 yılının en etkili yüz insanından birisi olarak seçildi.


 

S. Serra Erdoğan : Sizce yazarlık nedir ?

Kurtuluş Baştimar : Bence yazarlık, kültürel olarak var olma çabasıdır. ‘’Ben, dilimle ve kültürümle buradayım’’ diyebilmektir. Yazmak bir dil yaratma çabasıdır. Burada kast ettiğim bir roman dilidir. Yasaklarla, kısıtlamalarla örülü duvarları, barikatları kelimelerin ordusu ile yıkma kavgasıdır yazmak. Yazmak, mücadelesi olan ve insanlığa karşı söyleyecek sözü olan insanların dilidir. Yıllar sonrasına, asırlar sonrasına seslenebilmektir yazarlık. Kelimeleri örgütleme sanatıdır diyebilirim yazarlık için. Yazarlık, kendi kültüründe ve mücadelende derinleştikçe uluslararası boyut kazanan bir yolculuktur.


 

S. Serra Erdoğan : Hayatınızda en fazla iz bırakan olay veya durum nedir?

Kurtuluş Baştimar : Hayatımda en  fazla iz bırakan olay olarak şunu söyleyebilirim. Lise yıllarımda, Ankara’da okurken, on yıllık arkadaşım ile birlikte Kars’tan Ankara’ya uzun bir şehirlerarası otobüs yolculuğu sonrası varmıştık. Liseye başladığımız ilk gündü ve kültür şoku denen şeyi yaşıyorduk. Arkadaşlarımızın konuşmaları farklıydı. Aslında onların ki normaldi, biz ‘Türk dil kurumuna inat’ bir Türkçe ile konuşuyorduk. Bu kadar güzel Türkçe konuşan arkadaşlarımızın arasında kendimizi kırık dökük bir dil ile ifade etmek, onlarla anlaşmak bizim için epey zor olmuştu. Yaşadığınız kültürü, o kültürün müziğini ve dilini bavulunuza koyup götürüyorsunuz gittiğiniz yere. Görünmez bir el yerleştiriyor bavulunuza bunları. 

Benim de bavuluma memleketimde dinlediğim türküler vardı Ankara’ya geldiğim o zamanlar. Sisli binaların ardında soğuk bir resmiyet giyinmiş devlet binalarının arasında dolaşırken, yüreğimi ısıtan, bana geldiğim yeri hatırlatan türküler… Tenefüs zili çalmıştı, Ankara Cumhuriyet Lisesi, Emek’tedir, Ankara’lılar bilir. Tenefüste okul bahçesinde ellerim cebimde yürürken farkında olmadan bir türkü tutturmuş yürüyordum. Arka mahalle şarkısını söylüyordum. Birden okul müdürünün beni çağırması ile irkildim. El işareti yaparak ‘‘yanıma gel’’ dedi. Söylediğim şarkıyı duyduğu belliydi. Yanına vardığımda yüzüme yıldırım gibi bir tokat yedim. Bahçede dolaşan arkadaşlar döndü bana baktı. Yere serilmiştim. ‘‘Komunist yuvası değil burası, adam olmaya mı geldin, eşkıya olmaya mı?’’ derken bir elim yanağımda, yerden öğretmene bakıyordum. 

Bir türkü yüzünden bu kadar sert bir biçimde, arkadaşların arasında küçük düşürülmenin nedenini hiç anlamamıştım. O günden sonra, okuyacağım romanlarda anlayacaktım ‘‘kelimelerin özgür ülkelerdeki kadar ucuz olmadığını…’’’ bu olayı hiç unutamam. Yıllar sonra Ankara’ya tekrar gittiğimde, okul bahçesine tekrar gittim.  Bir bankta oturdum. Bir akşam vaktiydi. Yıllar önce benim kaldığım lise pansiyonunda, benim gibi doğudan gelen öğrenciler önümden geçtiler tam tokat yediğim yerden geçerken içlerinden yanık sesli birisi Arka mahalle şarkısını söylüyordu. Elim usulca yanağıma gitti, gülümsedim. Esmer yüzlü çocukların eşkıya olmadıkları anlaşılmıştı. Bir sigara yaktım. Yanık ses, yıllarca kaldığım pansiyona doğru gitti ve duyulmaz oldu.


S. Serra Erdoğan : Kitabınızı nasıl yazmaya karar verdiniz ? Kitabınızın içeriğinden biraz bahseder misiniz ?

Kurtuluş Baştimar : Çevremde çok fazla 12 Eylül dönemini yaşamış insan vardı halen de var. Onların anlattıkları, yaşadıkları işkenceler beni çok etkilemişti ve bu insanlar bu kadar aşağılanmaya, insanlık onurlarının incinmesine sadece düşüncelerinden dolayı maruz kalmışlardı. Dillerini konuştukları için maruz kalmışlardı. Ve köyleri boşaltılan insanları tanıdım daha sonra. Onları dinledim, acılarını, yarım kalan sevinçlerini ve yerinde duvarları bile kalmamış köylerine geri dönüş umutlarını dinledim. Bunları harmanlayarak bir roman yazmaya karar verdim.

Romanım yani Hoşça kal özgürlük, mutlu huzurlu bir köyde başlıyor. Bu köyde insanlar çok mutlu. Gençler köylerinde kütüphane kurup, tiyatrolar sergiliyorlar. Köy halkı, günlük işlerini bitirdikten sonra akşam kütüphanede toplanıp, kendi dillerinde oynanan oyunları izleyip eğleniyorlar. Gençler zamanlarını kütüphanede okuyarak geçiriyorlar. Okudukça bilinçleniyor, bilinçlendikçe de sorguluyorlar. Ve aniden köyleri güvenlik gerekçesi ile boşaltılma kararı alıyor. Köyden şehre savrulan insanlar, hayata tutunma mücadelesi ve yitip giden hayatlar. Sonrasında 12 dönemi yaşanıyor ve bu iki dönemin baskıları, zorlukları ve sıradan insanların onurlu bir yaşam mücadelesi sahneleniyor romanda. Zaman olarak ters bir akış var yani doksanlardan seksenlere doğru akıyor zaman. Romanın ana karakteri Ahmet üzerinden bir dönemin portresini çizmeye çalıştım. 

Hoşça kal özgürlük romanım Türkiye’de yayımlanmadı. Hiçbir yayınevi kabul etmedi. Ben de romanımı baştan sona ingilizce yazdım ve yurtdışındaki yayıncılara yolladım. Sonunda, Hollanda’da bulunan The Rights Company adlı edebiyat ajansı eserimin yayın haklarını satın alarak yayımlamayı kabul etti. Hoşça kal özgürlük adlı romanım şuanda eş zamanlı olarak, Hollanda’da Dreambox Publishing adlı yayınevinden İngilizce, Brazil Publishing House adlı yayınevinden Portekizce, 2020 Voltaire Prix Ödülü kazananı Liberal Publishin House adlı yayınevinden Vietnamca ve İsveç’te bir yayınevi tarafından yayına hazırlanıyor. Belki ilerleyen zamanlarda, ciddi bir yayınevi tarafından Türkçe yayın hakları da alınır ve Türkiye’de de okuyucularla buluşur romanım.


S. Serra Erdoğan :  Hayal gücünüz çok geniş ve renkli olmalı. Bununla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Kurtuluş Baştimar : Gerçekten de çok fazla hayal kuran bir insanım. Aklıma bir fikir geldiği zaman, gerçekleşme ihtimali nedir, olur mu olmaz mı buna bakmadan derin derin hayal kurarım. Hayal kurmak bence gerçeği aramanın en etkili yoludur. Bütün gerçeklere giden yollar hayal ikliminden geçer diye düşünüyorum. Hayalinizde kurduğunuz bir dünyadır romanlar zaten. O dünyanın insanlarıdır kahramanlarınız, o hayal dünyanızdaki rüzgarlardır esen, zaman ve iklim sizin hayal gücünüz ile çıkar ortaya. Karakterler ve daha birçok şey hayal gücünüz ile inşa ettiğiniz bir dünyanın sayfalara kelimelerle işlenmesidir.

 


 

S. Serra Erdoğan :  Yazarken olmazsa olmazlarınız var mı? ( örn. çay-kahve içmek gibi )

Kurtuluş Baştimar : Ben yazarken en çok kahve içmeyi severim. Özellikle gece vakti yazmak hoşuma gider. Gece ile kainat aramızda bir iletişim başlar sanki. Herkes uykudadır ve kainat bana sessizliğin dili ile bir şeyler anlatır ve daha çok motive olurum.


 

S. Serra Erdoğan :  Bir yazar için zaman ne demektir?

Kurtuluş Baştimar : Bir yazar için zaman tanık olunan bir kesittir. Yazar yaşadığı zamanın en güçlü ve en yanılmaz tanığıdır. O zaman da yaşanılan bütün güzelliklerin de, cinayetlerin de umudun ve kaybedişin de en önemli tanığıdır. Yazar için zaman, üzerine düşülmesi gereken notları eğip bükmeden yazılıp geçilmesi gereken bir sayfadır bana göre. Zaman yazarın kelimelerini koşturduğu, kelimeleri ile oluşturduğu dünyada akan bir nehirdir, bütün bir romanın caddeleri, binaları ve karakterleri o nehrin suyu ile ıslanır durur.


 

S. Serra Erdoğan :  Günlük hayat kaleminizi nasıl etkiliyor ?

Kurtuluş Baştimar : Mesleğim gereği sürekli insan hikayeleri dinliyorum ve dünyadan insan hikayeleri bunlar. Dolayısı ile insan ve hikaye biriktirmeye devam ediyorum mesleğimi yaparken ve bu kalemimi daha güzel romanlar yazmak için olumlu yönde etkiliyor diyebilirim.


 

S. Serra Erdoğan :  Ufukta yeni bir kitap var mı ?

Kurtuluş Baştimar : İki yıldır üzerinde çalıştığım bir romanım var ve kurgusal olarak kendimi çok zorladığım bir roman. Şuanda ciddi bir kaynak okuma aşamasındayım ve zihnimdeki sahneleri daha gerçekçi yazabilmek için o sahnelerin konusu olan romanlar okuyorum. Üzerine çok eğildiğim ve ciddi emek vererek yazdığım bir roman. Bir yandan yazıyorum bir yandan da çeviriliyor ingilizceye ve bu şekilde devam ediyoruz şuanlık. Hoşça kal özgürlük romanımın yazılması ve editöryel çalışması, kapak tasarımı ve daha bir çok aşamada bana ciddi destekleri olan yayıncım Cecile Oomen, Tara ve tüm The Rights Company ajansı çalışanlarına ve Vietnam ve Brezilya ‘daki yayıncılarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum.


 

S. Serra Erdoğan :   Bir yazar olarak okuyucularınıza mesajlarınız nelerdir?

Kurtuluş Baştimar : Okuyucularıma mesajım ve en büyük isteğim beni yapıcı bir şekilde eleştirmeleridir. Bu yüzden eserlerimin yayınlandığı her ülkede, yayıncılarıma benim ile okurlarım arasında iletişim kuracakları bir platform veya iletişim kanalı kurmalarını rica ediyorum. Onlarla sürekli iletişim halinde olmak istiyorum.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!